Pamuk İnşaat
Pamuk İnşaat

EKREM SARISOY BASINLA BULUŞTU

EKREM SARISOY BASINLA BULUŞTU

EKREM SARISOY BASINLA BULUŞTU

Değerli basın mensupları, Milliyetçi Hareket Partisi Küçükçekmece İlçe Başkanlığı olarak bugün sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Uzun zamandır bir araya gelememiştik. Hem gündemi ve gündeme ilişkin meseleleri konuşmak hem de Küçükçekmece’yle ilgili öneri ve taleplerinizi dinlemek amacıyla bugün burada bulunuyoruz. Öncelikle hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Küçükçekmece, hem yüz ölçümü hem de nüfusu bakımından yoğun bir ilçe. Bu nedenle ilçemizin sorunları da oldukça fazla. Siyasi kurumların bu sorunlarla ilgilenmesi konusunda büyük görev ve sorumlulukları var. Özellikle yerel yönetimlerin yapması gereken işler hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Ben çok konuşmaktan ziyade sizleri dinlemeyi tercih ediyorum. Önerisi veya talebi olan arkadaşlarımızı sırayla dinleyip değerlendirmek istiyorum. Ayaklarınıza sağlık, tekrar hoş geldiniz.

Basın mensuplarının yaptığı işi çok değerli ve onurlu bir meslek olarak görüyorum. Çünkü basın; halkın bilmediğini ve görmediğini gün yüzüne çıkarır. Milletine ve ülkesine karşı sorumluluk taşıyan bir gazetecinin doğru ve tarafsız bir kimlikle yazıp çizmesi, kötü giden işleri ortaya koyması ve iyi olması gerekenleri gündeme taşıması son derece önemlidir.

Çok zor şartlar altında mesleğinizi icra ettiğinizi görüyorum. Bazen doğru kaynaklara erişmekte sıkıntı yaşayabiliyor, kıt imkânlarla tarafsız habercilik yapmaya çalışıyorsunuz. Bu nedenle basın meselesini millî bir mesele olarak görüyorum.

Bir basın mensubunun susturulmaması; doğru kaynaklara dayanarak, tarafsız bir kimlikle sözünü söyleyebilmesi gerektiğine inanıyorum. Haber, şartlara göre değişen değil, mutlak doğruya ulaşmayı hedefleyen bir nitelik taşımalıdır. Basın mensupları bu memleketin gözü ve kulağıdır. Göz ve kulak sağlam olursa milletimiz de doğruları görür ve ona göre kendisine yön tayin eder.

Tekrar hoş geldiniz. Gündeme ilişkin sormak istediğiniz her konuda bilgi alışverişinde bulunabiliriz.

KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYESİNİN MALİ DURUMU

İLÇE BAŞKANI:

Yerel yönetimlerle ilgili bir konuya değinmek istiyorum. Belediye uzun zamandır ciddi bir borç ve mali sıkıntı yaşıyor. Sürekli kredi kullanarak hizmet üretme ve belediyeciliği borçlanmayla yürütme isteği var. Ancak borçla borç ödenmez. Bu, finansal bir gerçektir. Elinizdeki sermayenin belli bir bölümü kadar borçlanabilirsiniz.

Mesleki tecrübelerimize dayanarak söylüyoruz: Bugün gördüğümüz kadarıyla belediyenin borçlanma konusunda giderek büyüyen bir açığı var. Bu durum Küçükçekmece halkının geleceği açısından ürkütücüdür. Çünkü her borç, sonuçta milletin cebinden çıkacaktır. Aşırı borçlanan bir belediyede mali sistemin doğru yönetilmediği ortaya çıkar.

Son olarak, Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçların kapatılması için İstasyon Mahallesi’ndeki bir yerin devredildiğini biliyoruz. Yani milletin malı devredildi. Başka belediyelerde de benzer örnekler bulunabilir ancak biz bugün Küçükçekmece’yi konuşuyoruz. Ben Küçükçekmece İlçe Başkanıyım ve buradaki sorunlara bakıyorum.

Kıt kaynakların bulunduğu bir yerde aşırı borçlanmanın sebeplerini araştırmak gerekir. Belediyenin TİTAŞ adlı bir şirketi var. Geçmişte ihtiyaçtan fazla personel alındığı da dile getirildi. Her yıl mart ve nisan ayları geldiğinde meclisten yeniden kredi talep edilmesi, belediyenin ekonomik bakımdan zor bir süreçten geçtiğini gösteriyor. Bugünkü yerel yönetime, harcamalar konusunda daha dikkatli olunmasını tavsiye ediyoruz.


NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ ARAZİSİ

İLÇE BAŞKANI:

Bir diğer konu, az önce Tayfun Bey’in sözünü ettiği nükleer araştırma merkezinin bulunduğu alan. Tayfun Bey daha önce bu konuda yazmış ve ilgililere açık mektup göndermişti. Biz de meseleyi sosyal medya üzerinden karşılıklı yazışmak yerine daha ciddi bir zeminde ele almak gerektiğini söyledik.

Orası büyük bir alan. Biz Küçükçekmece’nin menfaatleri doğrultusunda kullanılmasını ve rezerv alanları oluşturulmasını talep ediyoruz. Belediyenin talepleriyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yaklaşımı birbiriyle örtüşmeyebilir. Bu durum siyasi bir tartışmaya da dönüşebilir.

Cumhur İttifakı olarak ülkenin sorumluluğunu üstlenmiş bir ittifakın ortağıyız. Bu nedenle hükümetin ve Bakanlığın alacağı kararların yanındayız. Ancak burada yapılacaklara ilişkin henüz kesinleşmiş bir durum bulunmuyor. Önümüzdeki süreçte farklı projeler geliştirilebilir ve düzenlemeler yapılabilir.

Sayın Bakan’ın İstanbul’u ve Küçükçekmece’yi iyi bildiğini düşünüyoruz. Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu. Küçükçekmece için en hayırlı kararı vereceğine inanıyoruz. Biz de ilçenin âli menfaatleri doğrultusunda görüş bildirmekten yanayız.

GAZETECİ:

Başkanım, başlarken Tayfun Bey’in yaklaşımına katıldığınızı söylediniz. Ardından Bakanlığın vereceği kararın doğru olacağına inandığınızı belirttiniz. Nükleer Araştırma Merkezi arazisiyle ilgili tavrınızın özeti nedir?

İLÇE BAŞKANI:

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’un ve Cumhur İttifakı’nın alacağı kararın doğru olacağına inanıyoruz. Fakat ortada henüz somut bir proje yok. Elimize ulaşan kesin bir bilgi de bulunmuyor.

GAZETECİ:

İddialara göre burada lüks konutlar yapılacak. Küçükçekmece Belediyesinin talebi ise rezerv alandan belediyeye de pay ayrılması. Benim eleştirim şu: Enerji Bakanlığının, Çernobil’den etkilenen çayların bu alana gömüldüğünü ve burada hafriyat çalışması yapılmasının çevre sağlığına zarar verebileceğini bildiren bir yazısı olduğu söyleniyor. Bu yazının Küçükçekmece Belediyesinde bulunduğu da ifade ediliyor.

Belediye cephesinden yalnızca meclis grup sözcüsü Bahadır Gönenç ile Belediye Başkan Yardımcısı Gökhan Aygün konuşuyor. İkisi de farklı şeyler söylüyor. Bahadır Bey, “Gidip yerinde tepki gösterelim, muhalefet de bizimle gelsin” diyor. Gökhan Aygün ise “Rezerv alan ilan edilecekse belediyemize de pay verilsin” diyor.

Ancak “Burada insan sağlığını tehdit eden bir durum var, inşaat yapılmasın” denilmiyor. “Lüks konut yerine sosyal konut yapın ve Küçükçekmece’nin dönüşümü için belediyeye de alan verin” deniliyor.

Bizim için öncelikli mesele, orada ne yapılacağından önce toplum sağlığıdır. İstanbul Üniversitesinin de bu alana ilişkin bir raporu olduğu söyleniyor.

GAZETECİ:

Nükleer araştırma merkezini hiç gezdiniz mi?

KATILIMCI:

Gezdim. İçerisinde futbol sahası büyüklüğünde ve yaklaşık 50 metre derinliğinde bir havuz bulunduğunu gördük. Bu merkez kapatılsa bile bilim insanlarının söylediğine göre 15 yıl boyunca buraya çivi çakılamaz. Topraktaki radyasyonun nasıl bertaraf edileceği ciddi bir mesele.

Her şey mevzuata uygun biçimde yapılsa ve alan konut alanı ilan edilse bile toprağın içindeki radyasyonu ne yapacağız? Halkalı’daki eski çöplük alanının yanında yapılan konutlar da buna benzer biçimde tartışılmıştı. Orada da metan gazı riski olduğu ifade edilmişti. Metan gazı yalnızca teknik cihazlarla tespit edilebiliyor.

Geçmişte bir mağarada yürütülen operasyonda, teknik ekipman bulunmasına rağmen gazdan etkilenen askerlerimiz şehit oldu. Burada da üniversitenin “15 yıl işlem yapılamaz” yönünde bir raporu olduğu söyleniyor. Ayrıca hâlen sızıntı bulunduğu iddia ediliyor. Bu sızıntının Küçükçekmece Gölü’ne gittiği belirtiliyor.

İLÇE BAŞKANI:

Engin Bey, söyledikleriniz akla ve bilime karşı gelmek anlamına gelmez. Bilimin ortaya koyduğu somut deliller önemlidir. Konut veya rezerv alanıyla ilgili çalışmaların hemen bugün başlayacağı anlamına gelen bir durum yok. Sonuçta burada hazırlanacak bir projeden söz ediyoruz. Gözümüzü kapatıp açtığımızda her şey bir gecede gerçekleşmeyecek.

Bu alan büyük ve süreç uzun olabilir. Teknik açıdan bakıldığında nükleer bir alanın bulunduğu yerde konut ya da rezerv alanı oluşturulmasını bilim kabul etmiyorsa buna aykırı bir siyasi anlayış da olamaz.

Geçmişte çöp yığınlarının bulunduğu, insanların çevresinde yaşayamadığı bazı yerler bugün teknoloji sayesinde farklı bir yapıya kavuşturuldu. Hiçbir hükümet kendi vatandaşını göz göre göre tehlikeye atmaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve hükümet yetkililerinin, sağlıkla ilgili bütün riskleri değerlendirerek Küçükçekmece halkının menfaatleri doğrultusunda tavır sergileyeceğine inanıyoruz.

Şu anda konu ucu açık ve henüz netleşmiş değil. Belki burası rezerv alanı veya konut alanı olamayacak. Belki belli bir süre boyunca çivi bile çakılamayacak. Kimyasalların topraktan ayrıştırılması gerekecek. Süreç uzun yıllar alabilir.

Hangi siyasi parti iktidarda olursa olsun, o bölgedeki tehlikeyi bile bile kendi halkını ateşe atacağını düşünmüyorum.

KATILIMCI:

Bunun bir örneğini 1999’daki İkitelli radyasyon kazasında yaşadık. Nükleer araştırma merkezinden çıkarıldığı söylenen çok küçük bir radyoaktif parça hurdaya atıldı. Hurdacı parçayı açtığında Ziya Gökalp Mahallesi’nde çok sayıda insan radyasyona maruz kaldı ve hastanede tedavi gördü.

İLÇE BAŞKANI:

Böyle teknik risklerin bulunduğu bir yerde sırf rant elde etmek için milletin ateşe atılacağını düşünmüyorum. Böyle bir şey ne hükümet ne de belediye tarafından kabul edilebilir.

GAZETECİ:

Başkanım, bu konuyu dile getirmek zorundayız. Bir işin esası kadar yöntemi de önemlidir. Buradaki yol haritasının önce rehabilitasyonla başlaması gerekmez mi? Önce “Burayı rehabilite etmek istiyoruz” denilmeli. Master plan, imar veya rezerv alan kararı bundan sonra ele alınabilir.

Bilimsel verilere göre rehabilitasyon 15 yıl, belki de 25 yıl sürebilir. Buradan çıkarılacak malzemenin nasıl ve nerede imha edileceğinin de anlatılması gerekir. Mesele yalnızca alanın boşaltılmasıyla bitmiyor.

İLÇE BAŞKANI:

Ben Küçükçekmece’de yaşayan, çocuklarının ve belki torunlarının da burada yaşayacağını düşünen bir vatandaşım. Siyasetçi kimliğimin dışında da bu meseleye böyle bakıyorum. Hiç kimse insanların göz göre göre tehlikeye atılmasını kabul etmez.

Hükümet, devlet ve belediye dediğimiz yapılar; milletin sağlığından güvenliğine, barınma ihtiyacından diğer gereksinimlerine kadar her şeyi ayrıntısıyla düşünmek zorundadır. Devletimizin ve hükümetimizin Küçükçekmece halkının zehirlenmesine veya ölüme terk edilmesine izin vermeyeceğine inanıyorum.

Alan büyük olduğu için iştah kabartabilir ve rant tartışması yaratabilir. Fakat büyüklüğü nedeniyle oldu bittiye getirilebilecek bir mesele değildir. Tehlikeli bir boyutu vardır. Gelecekte daha büyük sıkıntılar doğurabilir; belki bir ağaç bile dikilemeyecek durumdadır. Bilimsel incelemeler yapılmadan kesin konuşamayız.

KARŞILIKLI KONUŞMALAR:

Bu sırada katılımcılar arasında, nükleer alanla ilgili soruların ilçe başkanının uzmanlık alanını aşıp aşmadığı konusunda tartışma yaşandı. Bazı katılımcılar konunun uzatılmamasını isterken bazıları kamu sağlığı açısından soruların sorulması gerektiğini savundu.

İLÇE BAŞKANI:

Arkadaşlar, burada kavga etmek için toplanmadık. Bir soru soruluyor, biz de cevap vermeye çalışıyoruz. Bir gündemi tartışıyoruz ve farklı görüşler olabilir. Siz benimle, ben de sizinle aynı düşünmek zorunda değilim. Lütfen farklı düşüncelere anlayış gösterelim.

Biz Küçükçekmece halkının menfaatleri doğrultusunda geliştirilebilecek her şeye olumlu bakarız. Hükümetimizin de milletimizin menfaatleri dışında bir karar alacağına inanmıyoruz.

9 AĞUSTOS’TA İLÇE KONGRESİ

İLÇE BAŞKANI:

9 Ağustos’ta kongremiz var. “Kardeşlik kalbimizde, gelecek aklımızda” temasıyla düzenleyeceğimiz kongre, saat 14.00’te Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılacak. Bütün ülküdaşlarımızı ve vatandaşlarımızı kongreye davet ediyoruz.

Yaklaşık üç buçuk yıldır burada ilçe başkanlığı yapıyoruz. Genel bir görevden alma ve ardından yeniden görevlendirme süreci yaşandı. İl Başkanımız Sayın Volkan Yılmaz’ın ortaya koyduğu, “İstanbul’la kucaklaşacağız, İstanbul’la buluşacağız” şeklinde bir siyasi irade var.

Biz de aynı anlayışla Küçükçekmece’yle kucaklaşacak ve Küçükçekmecelilerle buluşacağız. Bundan sonraki süreçte sahada daha aktif olacak, vatandaşlarımızla daha fazla bir araya geleceğiz. Birçok programda yine birlikte olacağız. İl Başkanımız da kongremize katılacak.

GAZETECİ:

Başka bir aday çıkacak mı?

İLÇE BAŞKANI:

Bu, partinin iç meselesidir. Tek aday da çıkabilir, birden fazla aday da çıkabilir. Demokrasi içinde herkes aday olabilir. Şu anda tek adaylı bir sürece doğru gidiyoruz.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE SORU SORMA KÜLTÜRÜ

GAZETECİ:

24 Temmuz Basında Sansürün Kaldırılışı’nın yıl dönümü dolayısıyla bizi bir araya getirdiğiniz ve günümüzü kutladığınız için ilçe teşkilatına teşekkür ediyoruz.

Basında soru sorma kültürü ayrı bir konudur. Sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte basın farklı bir noktaya kaydı. Arkadaşların ısrarla soru sormasının nedeni, sizin ağzınızdan manşete çıkacak bir açıklama alabilmek. Siz de doğal olarak mümkün olduğunca temkinli konuşuyorsunuz.

Ancak hem ilçe başkanı hem de Küçükçekmeceli biri olduğunuz için nükleer araştırma merkezi arazisiyle ilgili düşünceniz merak ediliyor. Küçükçekmece’nin elinde kalan az sayıdaki büyük boş alandan biri burası. İnsanlar bu alanda konut yerine yeşil alan istiyor.

Bir bölümünde konut yapılsa bile önemli bir bölümünün yeşil alan olarak kalmasını; dedelerin torunlarıyla oturabileceği, insanların nefes alabileceği ve gerektiğinde afet toplanma alanı olarak kullanılabilecek bir yere dönüştürülmesini isteyenler var. Siyaset bu mücadelenin neresinde olacak?

İLÇE BAŞKANI:

Biz Küçükçekmece’nin menfaatleri konusunda netiz. Ancak meseleyi parçalara ayırarak değil, bütün hâlinde değerlendirmek gerekir. Yönetimler her zaman doğru karar verir diye bir anlayış olamaz; hata yapılabilir.

Fakat şu anda görmediğim bir proje hakkında kesin hüküm vermem doğru olmaz. Belki konuştuğumuz talepler zaten projede değerlendirilmiştir. Önce projeyi görmemiz ve incelememiz gerekir.

Engin Bey az önce, bilimsel bir rapora göre alana 15 yıl çivi çakılamayacağını söyledi. Bu bilgiye burada ulaştık. Meseleyi sokak veya kahvehane diliyle değil, somut deliller ve bilimsel verilerle ele almalıyız.

Ben mühendisim ama bu konunun uzmanı değilim. Projeyi bir çevre uzmanına, jeoloji uzmanına ve ilgili mühendislik alanlarındaki kişilere inceletmek gerekir. Yalnızca “Ben böyle düşünüyorum” diyerek yola çıkarsak yanılırız. Herkesin farklı düşüncesi olabilir ama ortak noktada buluşmayı kural hâline getirmeliyiz.

Bu meseleyi yalnızca siyasi bir mesele olarak görmüyorum. Buraya çakılacak bir çivi bile çocuklarımızı ve bizden sonra gelecek nesilleri ilgilendirecekse bugünden sorumluluk almalıyız. Ancak sorumluluk alabilmek için bilgi sahibi olmak gerekir.

Projeyi görelim ve muhasebeci gözüyle değil, uzmanların gözüyle inceletelim. Ondan sonra “Şu noktalarda eleştirimiz var, şu olursa iyi, şu olmazsa kötü olur” diyebiliriz. Şu anda konuştuklarımız temenniden öteye geçmez.

Hepimizin aynı endişeyi taşıdığına inanıyorum. Bu tartışmanın açılması önemlidir. Fakat tartışmayı bilimsel bir zemine taşımamız gerekir. Geçmişte Sayın Cumhurbaşkanımız, Ermeni meselesini siyasetçilerin değil tarihçilerin konuşması gerektiğini söylemişti. Buradaki mesele de bilimsel açıdan değerlendirme yapabilecek uzmanlar tarafından konuşulmalıdır.

Belediye, kamu kurumları, bilim insanları ve sivil inisiyatif bir araya gelebilir. Bugün görevde olan kişiler yarın olmayabilir ancak biz Küçükçekmeceliler burada yaşamaya devam edeceğiz. Bu meseleyi yalnızca siyasete bırakmadan, bilimsel ve tartışılabilir bir mecraya taşıyabilirsek toplumun yararına bir sonuç elde edebiliriz.

Alan yeşil alan veya afet toplanma alanı olarak da değerlendirilebilir. Küçükçekmece, yapı ve nüfus yoğunluğu yüksek bir ilçe. 1999 depreminde yıkılan bir binada çalıştım ve çok sayıda cenazenin çıkarıldığına şahit oldum. Bu nedenle bütün seçenekleri projeyi görerek değerlendirmek gerekir.

KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ VE ÇEVRE SORUNLARI

GAZETECİ:

Küçükçekmece Gölü ve çevresiyle ilgili en fazla haber yapan kişilerden biri olarak söylüyorum: Yurt dışındaki örneklere baktığımızda gölle denizin buluştuğu alanların çok daha iyi değerlendirildiğini görüyoruz. Menekşe Deresi’nin bulunduğu bölgenin benzerleri Hollanda’da, Almanya’da ve Fransa’da var. Biz aynı güzelliği ortaya çıkaramıyoruz.

Tekneler batmış, bölge bakımsız kalmış, insanlar bazı noktalara giremiyor. Tekne tamircileri var. Ben kendimi bildim bileli, yaklaşık 25 yıldır orası aynı durumda. Haliç temizlendi ama Küçükçekmece Gölü’nün sorunları çözülemedi.

İLÇE BAŞKANI:

Gölün ve çevresinin sorunu 25-30 yıldır devam ediyor. Küçükçekmece Gölü’nün çevresi halkın kullanabileceği nitelikli bir alana dönüştürülemedi.

Kanal İstanbul meselesi çok büyük ve teknik bir konu. Okuduklarımız ve gördüklerimiz ölçüsünde konuşabiliriz. Devletin değerlendireceği bir projedir. Bazı büyük projeler çok uzun yıllar sonra hayata geçirilebiliyor. Avrasya Tüneli’nin fikrinin geçmişe uzandığı, çok sonra gerçekleştirildiği biliniyor.

GAZETECİ:

Ancak Küçükçekmece Gölü’nün temizlenmesiyle Kanal İstanbul farklı konular. Kanal yapılsa da yapılmasa da gölün temizlenmesi gerekiyor. Bu sorumluluk İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Küçükçekmece Belediyesi ve çevredeki Avcılar, Esenyurt ve Başakşehir belediyelerini de ilgilendiriyor.

Göl çevresinde koku ve atık su sorunu yaşanıyor. İnsanlar bu kokuya rağmen bölgede yaşıyor. İSKİ’nin ve ilgili belediyelerin koordineli biçimde çözüm üretmesi gerekiyor. Atık suların göle karışmasını önlemek için depolama ve arıtma sistemleri kurulabilir. Maliyet yüksek olabilir ancak teknoloji buna imkân sağlıyor.

PAZAR YERLERİ

İLÇE BAŞKANI:

Bir diğer konu pazar yerleri. Bu meseleyi 30 yıldır konuşuyoruz. Pazar esnafıyla da bir araya gelmek ve onların görüşünü almak gerekir.

İnönü Mahallesi’nde pazartesi günleri bir cadde tamamen kapanıyor. Caddeye giriş çıkış imkânsız hâle geliyor ve esnaf bundan şikâyet ediyor. Sultan Murat Mahallesi’ndeki salı pazarı kurulduğunda ise altı sokak kapanıyor.

Pazarları ürün gruplarına göre farklı günlere ayırmak da düşünülebilir. Gıda ürünleri bir gün, giyim ve diğer ürünler başka bir gün satılabilir. Öncelikle uygun ve sabit pazar yerleri belirlenmelidir. Parkların altı bu amaçla değerlendirilebilir. Bu elbette bir maliyet meselesidir.

Fevzi Çakmak Mahallesi’nde yapılan pazar yeri güzel bir örnektir.

KATILIMCI:

1998 yılında cuma pazarı bir cadde üzerinde kurulurken yangın çıkmıştı. İtfaiye pazar nedeniyle olay yerine ulaşamamış ve iki çocuk hayatını kaybetmişti.

Sultan Murat’taki pazar, birçok mahalleyi birbirine bağlayan cadde ve sokakları kapatıyor. Bir afet, yangın veya sağlık sorunu yaşandığında ambulans ve itfaiye olay yerine nasıl ulaşacak?

İLÇE BAŞKANI:

Sultan Murat, İnönü ve benzeri mahallelerde pazarların sokak aralarından çıkarılması gerekiyor. Yeni ve toplu pazar alanları yapılmalı. Mevcut yapı artık çok ilkel kaldı.

Sokak pazarları trafiği ve esnafın işlerini olumsuz etkiliyor. Gece yapılan temizlik de çevrede oturan insanların uyku düzenini bozuyor. Ben de pazar kurulan bir caddede oturuyorum. Kurulum bir gece önceden başlıyor, temizlik gece saat 03.00’e kadar sürüyor. Koku ve gürültü ertesi güne kadar devam ediyor.

Özellikle Sultan Murat Mahallesi’ndeki pazar altı sokağı etkiliyor. Mahalle esnafı ve vatandaş evlerine ulaşmakta zorluk çekiyor. Bu sıkıntıyı gidermek için mutlaka toplu bir pazar alanı yapılmalıdır.

KATILIMCI:

Kartaltepe’de yıllardır oturuyorum. Bir muhtar adayı, cuma pazarını yeniden mahalledeki sokağa getirme vaadiyle seçimi kazandı. Kaymakamlık ve belediye bu girişimi engelledi.

Sokak pazarlarının ciddi sorunlar yarattığı doğru. Ancak vatandaş da pazarın evine 50, 100 veya 150 metre uzaklıkta olmasını istiyor. Tevfik Bey Mahallesi’ndeki pazar yerini Kartaltepeliler kullanmak istemiyor; uzak buluyorlar.

İLÇE BAŞKANI:

Vatandaşın alışkanlıkları değiştirilebilir. Tevfik Bey ve Fevzi Çakmak mahallelerinde bu dönüşüm yaşandı. Hizmeti herkesin ayağının dibine götürmek yerine daha modern bir yapıya taşırsanız vatandaş da zamanla buna alışır.

Dar düşünceler ve “Vatandaş ne der?” korkusuyla hareket edersek günümüz İstanbul’unda modernleşmeyi sağlayamayız. İstanbul, 1980’li ve 1990’lı yıllardaki çarpık kentleşmenin neticesinde bugünkü sorunlarla karşılaştı. Sokak pazarı anlayışı, Anadolu kültürünün bir yansımasıdır ancak İstanbul artık bunu kaldıramıyor.

Bu pazarlar kurulduğunda mahallelerin nüfusu çok daha düşüktü. Bugün yüz binlerce kişinin yaşadığı bölgelerde aynı düzen sürdürülemez. Pazarlar çok kalabalık oluyor; geçiş zorlaşıyor, kavgalar, taciz iddiaları ve hırsızlık olayları yaşanabiliyor.

Küçükçekmece’nin daha modern pazar yerlerine ihtiyacı var. “Yer yok” sözü bir bahane olamaz. Yönetici yer bulmak ve çözüm üretmek zorundadır. Bugünden kalıcı tedbirler alınmalıdır.

Atakent ve Halkalı’daki vatandaş nasıl sosyal tesis ve donatılara sahipse İnönü ve Sultan Murat’taki vatandaş da aynı hizmetleri hak ediyor. Yoksul mahallelerin geri bırakılması doğru değildir.

KATILIMCI:

Hâlihazırda Temel Karadeniz döneminde yapılan bazı pazar yerleri de bakımsız durumda ve dökülüyor. Bunların yenilenmesi gerekiyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜM VE ŞEHİR PLANLAMASI

GAZETECİ:

Pazar yeri meselesinin de imar planlarıyla çözülebileceğini düşünüyorum. Bugünkü kentsel dönüşüm uygulamaları doğru yürütülmüyor. Dönüşüm genellikle parsel bazında yapılıyor.

Herkes ada bazlı dönüşümden söz ediyor ancak belediye başkanları ada bazlı imar planı hazırlamaya yanaşmıyor. Vatandaşlar karşı karşıya bırakılıyor. Rezerv alanlar oluşturulursa, ada bazlı dönüşüm ve gerektiğinde kamulaştırmayla parklar, otoparklar ve pazar yerleri yapılabilir. Küçükçekmece’de büyük bir sıkışmışlık var.

İLÇE BAŞKANI:

İstanbul’un bazı ilçelerinde ada bazlı kentsel dönüşüm uygulanıyor. Esenler buna örnektir; Güngören ve Bahçelievler’de de kısmen çalışmalar yapılıyor.

Vatandaşla karşı karşıya gelme korkusu, siyasetin en büyük sorunlarından biridir. Bugünkü çarpık yapılaşma geçmişteki yanlış anlayışların sonucudur. Mühendislik ve şehircilik kurallarına dayanmayan “Seçimden seçime bir kat verelim” anlayışı bugünkü kent profilini ortaya çıkardı.

Kentsel dönüşümden söz ederken yalnızca bugünkü yönetimi eleştirmiyorum. Geçmişten bugüne gelen çarpık bir yapılaşma var. Fakat bu çarpık yapının sürdürülmesi elbette eleştirilmelidir.

Küçükçekmece; gölü, Marmara Denizi’ne yakınlığı ve doğal alanlarıyla İstanbul’un en güzel ilçelerinden biridir. İlçenin güzelleşmesi için kararlı adımlar atılmalıdır.

GAZETECİ:

Siz yönetici olsaydınız nasıl bir karar alırdınız?

İLÇE BAŞKANI:

Ada bazlı dönüşümün uygulanması konusunda kararlı olurdum. Bunun için yasal bir zorunluluk gerekebilir.

Almanya’ya gittiğimde 1902 yılında yapılmış bir evde kaldım. Aradan 120 yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen insanlar o evde güvenle yaşıyor. Biz ise 30 yıllık binalarda bile bir deprem olduğunda ne olacağını bilmiyoruz.

Vatandaşı doğru yönlendirir ve doğru bilgilendirirsek bugünden geleceğin temellerini atabiliriz. Böylece belki 100 yıl sonra bu konular konuşulmaz. Biz mevcut durumu kökten düzeltmek yerine yalnızca biçimini değiştirerek yeniden güçlendiriyoruz.

Nüfus gün geçtikçe artıyor. Sosyal alanı ve yeşil alanı olmayan, tamamen betonlaşmaya giden bir yapı için bugünden tedbir almazsak sorunlar daha da büyür. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda kesin bir tutum sergilemesi gerekir.

Elbette uygulamada güçlükler var. Bir bina babadan beş kardeşe kalıyor ve kardeşler kendi aralarında uzlaşamıyor. Sefaköy’de bir yeri yıkmaya kalktığınızda trafik günlerce altüst olabiliyor. Bu nedenle rezerv alanları önemlidir.

Esenler Belediyesi bu işi başardı. Önce yeni bir yerleşim alanı oluşturuyor, ardından dönüşüm yapılacak mahalledeki insanları oraya taşıyor. Güngören’de de benzer çalışmalar sürüyor. Kentsel dönüşümü artık daha çağdaş ve modern biçimde düşünmeliyiz.


KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN EKONOMİK BOYUTU

GAZETECİ:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi yapı stokunu A, B, C, D, E ve F şeklinde gruplandırmıştı. En riskli yapılardaki insanlara binalarını acilen boşaltmaları söyleniyor.

F sınıfı bir yapıda yaşayan insan ekonomik olarak güçlü olsaydı zaten orada oturmazdı. Evden çıktığında güvenli bir eve taşınacak gelir düzeyine sahip değilse yine ucuz ve sağlıksız bir yapı arayacaktır.

İnsanlar evlerini yenilemek istiyor ve toplumda bu bilinç önemli ölçüde oluştu. Ancak devlet desteğinin dışında ödenmesi gereken ciddi bir fark var. Ay sonunu zor getiren insanlardan bu parayı bulmasını istiyoruz. Kiraların ve yaşam giderlerinin yüksek olduğu bir ortamda bu ne kadar gerçekçi? Bir mali müşavir olarak çözümü nerede görüyorsunuz?

İLÇE BAŞKANI:

Meseleyi yalnızca ekonomik şartlarla değerlendiremeyiz. İnsan hayatından söz ediyoruz. Yerel yönetimler, insanların nerede ve nasıl yaşayacağını planlamak zorunda.

Rezerv konut alanları oluşturulursa bölge bölge dönüşüm yapılabilir; insanlar bir yerden alınarak güvenli bir alana taşınabilir. Bu çalışma Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yerel yönetimlerin koordinasyonunda yürütülebilir.

Konuyu yalnızca “Vatandaşın parası yok” diyerek ekonomiye bağlarsak elimizi taşın altına koyamayız. İnsanları yoksul oldukları için ölüme terk edemeyiz. Kentsel dönüşüm yasal bir zorunluluk olarak ele alınmalı ve ekonomik, sosyal ve sağlık boyutları birlikte değerlendirilmelidir.

Devlet destek veriyor ancak arada kalan maliyet farkının nasıl karşılanacağı ayrıca tartışılabilir. Önemli olan her türlü tedbirin bir bütün hâlinde alınmasıdır.

OTOPARK VE TRAFİK

KATILIMCI:

Kentsel dönüşümde önemli sorunlardan biri trafik ve otopark. Binalar yıkılıp yeniden yapılıyor ancak yeterli otopark oluşturulmuyor. Otopark bedeli alınması da sokaktaki araç sorununu çözmüyor.

Biz 16 maddelik bir taslak hazırladık ve çarşamba günü İçişleri Bakanına sunduk. İstanbul’un en önemli sorunlarından biri, kaldırımların araçlar tarafından işgal edilmesi. Vatandaş yürüyemiyor; çocuk arabasıyla kaldırımda ilerlemek mümkün olmuyor.

Yol kesme ve araçtan inerek saldırıda bulunma gibi fiillere yüksek para cezaları öngörülüyorsa kaldırıma park etme konusunda da caydırıcı bir düzenleme yapılmasını önerdik. ASELSAN’ın bununla ilgili bir uygulama geliştirmesi gündeme geldi. Vatandaş, cadde ve sokak bilgisini girip fotoğraf gönderecek; bu da resmî belge sayılacak.

DİĞER KATILIMCI:

Devlet önce araçların park edebileceği otoparkları yapmalı, ardından ceza kesmeli. Mahallede araç koyacak yer yoksa vatandaş ne yapacak?

KATILIMCI:

Bu itiraza katılıyorum. Kartaltepe’de ve başka mahallelerde yeni binalar yapılıyor ancak park yeri sorunu çözülmüyor. Bazı projelerde otopark yapılması yerine bedel alındığı söyleniyor.

Çınar Yolu’nda eskiden fabrika olan bir alana yaklaşık 700 konutluk bir proje yapıldı. Fabrikada yaklaşık 100 kişi çalışırken şimdi yüzlerce hanenin ve aracın bulunduğu bir yerleşim oluştu. Bölgenin nüfusu ve trafik yükü arttı. Okullar açıldığında trafik zaten kilitleniyor; yüzlerce yeni aracın aynı yola çıktığını düşünün.

Kâğıt üzerindeki planlarla sahadaki uygulama her zaman birbirini tutmuyor. Kentin nüfusuna, demografik yapısına ve altyapı kapasitesine göre şehir planlaması yapılmalı. Yönetim, tüccar zihniyetiyle yürütülürse otopark, pazar yeri ve trafik sorunları büyür.


MHP’NİN ŞEHİRCİLİK YAKLAŞIMI

GAZETECİ:

İstanbul’un son 50 yılına baktığımızda şehircilik konusunda en fazla söz söyleme hakkına sahip partilerden biri MHP’dir. Çünkü MHP, 1990’lı yıllardan beri şehir plancısı, mimar ve mühendisleri belediye başkan adayı gösterdi. Ahmet Turgut ve Ahmet Vefik Alp gibi isimler İstanbul için aday oldu; farklı partilerin yönettiği belediyelere de danışmanlık yaptılar.

MHP şehircilik konusunda siyasal bir duruş ortaya koydu ancak toplum bunu yeterince görmedi. Teşkilatlar da yerel siyaset ve yönetim alanında kendilerini yeterince konumlandıramadı. Parti doğru adaylar gösterdiği hâlde bunu halka neden anlatamadı? Halk neden bu yaklaşımı tercih etmedi?

İLÇE BAŞKANI:

Çok iyi ve işin tekniğini bilen adaylar çıkarılmış olabilir. Fakat bazen vatandaş da bazı gerçekleri görmek istemiyor. “Bunları seçersek başımıza iş açarlar, istediğimizi yapamayız” diye düşünebiliyor.

2014 yılında belediye meclis üyesi adayıydım. Bir tanıdığım benim için herkesi arıyor ve MHP’ye oy vermelerini istiyordu. Söğütlüçeşme’de bir seçmene “Bana oy verecek misin?” diye sordum, “Kesinlikle vereceğim” dedi. Seçimden sonra kendisine tekrar sorduğumda oy vermediğini itiraf etti. Nedenini sorduğumda, “MHP’ye oy verirsen CHP kazanır, dediler” cevabını verdi.

Orada bir algı oluşturulmuştu. Sonuçta tercih seçmenindir. Belki biz de kendimizi doğru anlatamadık veya vatandaşın beklentilerine cevap verecek politikayı yeterince hazırlayamadık.

KATILIMCI:

Kapalı pazar yeri örneğinde olduğu gibi vatandaş hizmetin ayağına gelmesini istiyor. İyi ve teknik adaylar gösterilse bile bu alışkanlıkları değiştirmek zor olabiliyor.

İLÇE BAŞKANI:

Volkan Yılmaz’ın Silivri Belediye Başkanlığı dönemindeki tavrı buna örnektir. Silivri’nin para babalarına peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğini söyledi ve kaçak yapılarla mücadele etti.

Tarım arazileri üzerinde ticari amaçla yapılan kaçak yapılar konusunda kararlı davrandı. “Tarım yapacaksanız belediye olarak destek olurum ancak tarım arazisini ticarethaneye çeviremezsiniz” dedi.

Vatandaşların bir bölümü “Bir daha oy vermem” diye tepki gösterdi. O ise “Varsın oy vermesinler, seçimi kazanmayayım ama bu haksızlığı Silivri halkına yaşatmayayım” anlayışıyla hareket etti.

Siyaset yalnızca seçimi kazanma modeli üzerine kurulmamalı. Böyle bir anlayış ülkeye zarar verir. Gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşünerek siyaset yapacaksanız bugünden doğru kararı verir ve tedbirinizi alırsınız. Vatandaş bugün tepki gösterebilir ama yarın dua eder.

Adnan Menderes döneminde Vatan Caddesi açılırken “Buraya uçak mı indireceksiniz?” denilmişti. Turgut Özal Basın Ekspres Yolu’nu yaptığında da benzer eleştiriler oldu. Bugün bu yollar bile ihtiyaca cevap vermekte zorlanıyor.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk de dönemin şartlarına boyun eğseydi bugün bu özgürlüğü yaşayamazdık. Kendini milletine adadı ve Anadolu’yu dolaştı. Karar vermek ve o kararın arkasında durmak gerekir.

Yarın seçimi kaybederim korkusuyla yöneticilik yapılırsa her yer derme çatma hâle gelir. Küçükçekmece’de her şeyi bir anda değiştiremeyebiliriz ancak değişmeyecek hiçbir şey yoktur. Yeter ki kararlı olalım.

KARŞILIKLI SOHBET:

Katılımcılar, İstanbul’un geçmişteki belediye başkanları döneminde yaşadığı değişimi; ilçedeki sinema, ulaşım ve sosyal yaşam olanaklarının gelişimini konuştu. Basın Ekspres Yolu’nun yapıldığı yıllarda bölgede yaşanan su baskınlarına ve bazı alanlarda tekneyle ulaşım sağlandığına ilişkin anılar paylaşıldı.


KİTAŞ VE SOSYAL TESİSLER

GAZETECİ:

Küçükçekmece Belediyesinin mali uygulamalarından biriyle ilgili görüşünüzü sormak istiyorum. Eskiden belediyenin sosyal tesisleri KİTAŞ bünyesindeydi. Sosyal tesisler, fiyat politikası nedeniyle zarar ediyor ancak halkın cebine fayda sağlıyordu. Zarar KİTAŞ bünyesinde bulunduğu için şirketin kurumlar vergisi matrahından düşülüyordu.

Daha sonra sosyal tesisler belediyeye alındı. Tesisler yine zarar ediyor fakat bu kez zarar belediye bünyesinde kalıyor. TİTAŞ’ın giderleri azaldığı için ödeyeceği kurumlar vergisinin artması gerekmez mi? Bir mali müşavir olarak bu politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İLÇE BAŞKANI:

Göreve geldiğimizden beri incelediğimiz mali verilere göre KİTAŞ kârda değil, sürekli zararda. Dolayısıyla şu anda şirketin kurumlar vergisi ödediği bir durum yok. Şirket kâr etmediği için kurumlar vergisi de doğmuyor.

KARŞILIKLI KONUŞMALAR:

Katılımcılar, sosyal tesislerin TİTAŞ’tan ayrılmasının vergi ve zarar hesabına etkisini kısa süre daha tartıştı. Şirket zaten zarar ettiği için sosyal tesislerin ayrılmasının kurumlar vergisi bakımından bir değişiklik yaratmayacağı görüşü dile getirildi.

TOPLANTININ SONU

Toplantı, katılımcıların toplu fotoğraf çekimi ve sohbetin ardından sona erdi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.