Ev Gençliği: Sadece Ekonomiyle Açıklanabilecek Bir Mesele Değil Son yıllarda sıkça duyduğumuz kavramlardan biri
"ev gençliği".Yirmili, hatta otuzlu yaşlarına gelmiş olmasına rağmen ailesiyle yaşamaya devam eden gençlerin sayısındaki artış, çoğu zaman yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklanıyor. Oysa bu tabloyu tek bir nedene bağlamak, meselenin diğer yönlerini görmezden gelmek olur.
Şüphesiz yüksek enflasyon, küresel ekonomik dalgalanmalar ve konut piyasasında yaşanan sorunlar gençlerin hayatını etkiliyor. Ancak bu gelişmeler yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Avrupa'dan Amerika'ya kadar birçok ülkede gençlerin ailelerinden ayrılma yaşı yükseliyor. Bu nedenle "ev gençliği" olgusunu yalnızca ülke yönetiminin başarısıyla ya da başarısızlığıyla açıklamak gerçekçi bir yaklaşım değildir.
Son yıllarda gençlere yönelik sosyal konut projeleri, istihdamı artırmaya dönük teşvikler, girişimcilik destekleri ve eğitim yatırımları gibi çeşitli adımlar atılıyor. Elbette her politikanın daha da geliştirilmesi mümkündür. Ancak sorunları çözmenin yolu, yapılanları yok saymak değil, eksikleri tamamlayacak yeni öneriler üretmektir.
Öte yandan değişen yaşam tarzı da bu sürecin önemli bir parçası. Eskiden gençler erken yaşta evlenip aile kurarken bugün eğitim süreleri uzuyor, kariyer planları çeşitleniyor ve bireysel tercihler farklılaşıyor. Birçok genç, ekonomik olarak imkânı olsa bile ailesiyle yaşamayı bir süre daha tercih edebiliyor.
Türk aile yapısının güçlü olması da bu tercihi kolaylaştıran önemli unsurlardan biri. Muhalefetin her sorunu yalnızca ekonomik yönetim üzerinden değerlendirmesi kadar, bütün sıkıntıları görmezden gelmek de doğru değildir.
Gerçekçi olan; küresel koşulları, ülkenin imkânlarını ve toplumun değişen dinamiklerini birlikte değerlendirmektir. Türkiye, genç nüfusu yüksek olan bir ülke olarak bu dönüşümü yönetmek zorundadır.
Ev gençliği meselesi siyaset üstü bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Devletin gençlerin önünü açacak politikaları sürdürmesi, özel sektörün daha fazla istihdam üretmesi ve gençlerin de kendilerini geliştirmeye devam etmesi bu sürecin temel unsurlarıdır.
Eleştiri elbette olacaktır; ancak yapıcı eleştiri, çözüm üretmeye katkı sağladığı ölçüde değerlidir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, karamsarlığı büyütmek değil; gençlerin umutla geleceğe bakabileceği bir ortamı hep birlikte güçlendirmektir.
Çünkü güçlü bir Türkiye'nin en önemli sermayesi, kendine güvenen ve üretken gençleridir. .

