HÜRMÜZ PAZARLIĞI, İRAN’A BASKI VE MOSSAD’DA SARSINTI
HÜRMÜZ PAZARLIĞI, İRAN’A BASKI VE MOSSAD’DA SARSINTI
24 saatte yaşanan gelişmeler, İran ile ABD arasındaki gerilimin yalnızca askeri sahada değil, diplomasi, istihbarat, enerji ve finans alanlarında da yoğunlaştı
Orta Doğu’da son 24 saatte yaşanan gelişmeler, İran ile ABD arasındaki gerilimin yalnızca askeri sahada değil, diplomasi, istihbarat, enerji ve finans alanlarında da yoğunlaştığını ortaya koydu. Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve düzenli şekilde açılması konusunda temaslar sürerken, İran Meclisi’nin ABD ve İsrail bağlantılı gemilerin boğazdan geçişini kısıtlamaya yönelik yasa tasarısını gündemine alması, müzakerelerin ne kadar hassas bir zeminde ilerlediğini gösterdi.
Krizin merkezinde ise Hürmüz Boğazı bulunuyor. Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan boğazdaki deniz trafiğinin savaş öncesi seviyelerin oldukça altında kalması, petrol piyasalarındaki baskıyı artırırken, Körfez ülkelerini de doğrudan diplomatik girişimlere yöneltti. İran ile Umman arasında ticari gemilerin geçişine ilişkin yürütülen görüşmelerde önemli ilerleme sağlandığı belirtilirken, Washington’dan gelen mesaj, müzakerelerin artık daha somut bir pazarlığa dönüştüğünü ortaya koydu.
ABD yönetimi, İran ile Umman arasında yapılacak bir anlaşmanın Hürmüz’den ticari gemilerin engelsiz geçişini gerçekten güvence altına alması halinde İran limanlarına yönelik deniz ablukasının kaldırılabileceği mesajını verdi. Böylece görüşmelerin temel çerçevesi daha belirgin hale geldi: Tahran’ın Hürmüz’de geçişi kolaylaştırması karşılığında Washington’un İran üzerindeki deniz baskısını azaltması.
Ancak anlaşmanın önündeki en büyük sorun, boğazın kontrolünün kimde olacağı. İran tarafının gemilerin geçişi üzerinde belirli bir denetim yetkisi ve geçiş ücreti talep ettiği, ABD’nin ise Hürmüz’ün hiçbir ülkenin siyasi baskı aracı haline gelmeden serbest ticarete açık olmasını istediği belirtiliyor. Bu nedenle diplomatik temaslarda ilerleme sağlanmasına rağmen tarafların henüz nihai bir mutabakata ulaşamadığı görülüyor.
Tam da bu süreçte İran Meclisi’nden gelen hamle dikkat çekti. İran Parlamentosu’ndaki ilgili komite, ABD, İsrail ve İran’ın “düşman” olarak nitelendirdiği ülkelerle bağlantılı gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişini engellemeyi öngören bir yasa tasarısını gündemine aldı. Tasarıda kuralları ihlal eden gemilere, taşıdıkları yükün değerinin yüzde 20’sine kadar ulaşabilecek ağır para cezaları uygulanması öngörülüyor.
Tahran’ın bu hamlesi, Washington ile yürütülen diplomatik görüşmelerin tamamen sorunsuz ilerlemediğini gösterirken, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın son açıklamaları da aynı çerçevede değerlendiriliyor. Pezeşkiyan, ABD ile daha önce varılan ancak uygulanamayan mutabakatın arkasında olduklarını belirtirken, İran’ın diplomasiye açık olduğunu ancak teslim olmaya hazır olmadığını vurguladı.
Pezeşkiyan, ülkesinin savaştan kaçınmadığını ancak savaşın devam etmesinin İsrail’in çıkarına hizmet edeceğini savundu. İran Cumhurbaşkanı ayrıca hükümet ile silahlı kuvvetler arasında ABD ile yürütülen süreç konusunda tam bir uyum bulunduğunu belirterek, alınan kararların İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından desteklendiğini ifade etti.
Tahran yönetiminin mesajı bu nedenle iki yönlü oldu: İran bir taraftan müzakere masasını açık tutuyor, diğer taraftan herhangi bir teslimiyet veya tek taraflı taviz anlamına gelecek bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini gösteriyor.
Bu diplomatik trafik sürerken Washington’un İran’a yönelik ekonomik baskısı da devam etti. ABD Hazine Bakanlığı, İran yönetimiyle bağlantılı olduğu ve yaptırımların aşılmasına yardımcı olduğu öne sürülen kripto para borsaları ile finansal ağlara yeni yaptırımlar açıkladı. Shelbit Exchange ve Aban Tether’in yanı sıra, İran bağlantılı finansal faaliyetleri kolaylaştırdığı iddia edilen kişi ve şirketler de yaptırım listesine alındı.
ABD’nin aynı dönemde İran’ın “gölge bankacılık” ağı olarak tanımladığı finansal yapılara yönelik yeni yaptırımlar açıklaması, Washington’un Tahran üzerindeki baskıyı yalnızca askeri tehditlerle sınırlamadığını gösterdi. Kripto para platformları, paravan şirketler, döviz büroları ve çeşitli finansal aracılar üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen yüz milyonlarca dolarlık para transferleri hedef alındı.
Böylece İran üzerindeki baskı aynı anda üç farklı cephede devam etti: Hürmüz’de askeri ve deniz gücü, masada diplomatik baskı, finans sisteminde ise yaptırımlar.
Kriz yalnızca İran ve ABD arasında da kalmış değil. Körfez ülkeleri, savaşın kendi enerji altyapılarına ve ticaret yollarına sıçramasından ciddi biçimde endişe ediyor. Hürmüz’deki gemi trafiğinin savaş öncesindeki seviyelerin çok altında seyretmesi, özellikle petrol ihracatına bağımlı Körfez ekonomileri açısından büyük risk oluşturuyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin devlet petrol şirketi ADNOC tarafından yapılan açıklamada, savaşın başlamasından bu yana şirketin 15 gemisinin füze veya insansız hava aracı saldırılarından etkilendiği bildirildi. Bu saldırılarda bir mürettebatın hayatını kaybettiği ve çok sayıda kişinin yaralandığı açıklandı.
Bu gelişmeler Körfez ülkelerinin neden İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalıştığını da açıklıyor. Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleri açısından temel hedef, İran- ABD çatışmasının kendi topraklarına, limanlarına ve enerji tesislerine sıçramasını engellemek.
Öte yandan İsrail cephesinden gelen istihbarat gelişmesi de krizin farklı bir boyutunu ortaya çıkardı. İsrail basınında yer alan iddialara göre, İran’da yönetim değişikliğini hedefleyen ve ABD ile koordinasyon içerisinde hazırlandığı öne sürülen planın başarısız olmasının ardından Mossad içerisinde üst düzey görev değişiklikleri yaşandı.
İddiaya göre Mossad Başkanı Roman Gofman, kurumun istihbarat biriminin başındaki isim ile İran masasının yöneticisini görevden aldı. Söz konusu iddia bağımsız olarak doğrulanmış bir Mossad açıklamasına dayanmıyor ancak İsrail basınında geniş biçimde gündeme geldi.
İddiaların doğru olması halinde gelişme, İsrail istihbaratının İran’a ilişkin operasyonel ve stratejik değerlendirmelerini yeniden gözden geçirdiğine işaret edebilir. Özellikle İran’da yönetim değişikliği hedefleyen bir planın başarısız olduğu iddiası, İsrail’in İran’a yönelik savaş stratejisinin geleceği açısından önemli bir soru işareti oluşturuyor.
Bütün bu gelişmeler aynı noktada birleşiyor: Hürmüz Boğazı.
İran, boğaz üzerindeki etkisini korumak isterken ABD, küresel enerji ticaretinin kesintisiz devam etmesini istiyor. Körfez ülkeleri savaşın kendi ekonomilerine sıçramasından kaçınmaya çalışıyor. İsrail ise İran üzerindeki askeri ve istihbarat baskının devam etmesini istiyor. Washington ise bir yandan İran’a yönelik ekonomik ve askeri baskıyı sürdürürken diğer yandan diplomatik anlaşma ihtimalini masada tutuyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “son şans” mesajı da bu tablo içerisinde önem kazanıyor. Washington, İran’a bir yandan anlaşma için kapının açık olduğunu gösterirken diğer yandan askeri seçeneklerin hazır olduğunu hatırlatıyor.
İran’ın cevabı ise Pezeşkiyan’ın sözlerinde özetleniyor: Tahran diplomasiye hazır, ancak teslim olmaya hazır değil.
Bu nedenle önümüzdeki saatlerde asıl belirleyici gelişme, İran ile Umman arasında Hürmüz konusunda yürütülen görüşmeler olacak. Eğer taraflar ticari gemilerin güvenli ve engelsiz geçişini sağlayacak bir formül üzerinde anlaşırsa, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırmasıyla birlikte kriz yeni bir diplomatik aşamaya taşınabilir.
Ancak İran’ın Hürmüz üzerinde kapsamlı denetim talebi ile ABD’nin “serbest geçiş” ısrarı arasında uzlaşma sağlanamazsa, son 24 saatte güçlenen diplomatik kanal yeniden askeri baskının gölgesinde kalabilir.
Şimdilik ortaya çıkan tablo, Orta Doğu’da savaşın sona erdiğini değil, savaş ile diplomasi arasındaki mücadelenin Hürmüz Boğazı merkezinde yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor. Haber:İlker KARATAŞ



