SUSKUNLUĞUN İÇİNDE ÖLMEK
Bir insanın ölümünden daha acı olan, yaşarken kimsenin onun yalnızlığını fark etmemesidir.
Bazı ölümler vardır, sirenlerle gelir.
Bazı ölümler vardır, kalabalıkları ayağa kaldırır.
Ve bazı ölümler…
Sessizce gerçekleşir.
Bir evin içinde…
Kapısı kapalı bir odada…
Dışarıda hayat bütün gürültüsüyle devam ederken içeride bir insan hayata veda eder.
Kimse bilmez.
Kimse duymaz.
Kimse “Nerede?” diye sormaz.
Ta ki birileri merak edip kapısını çalana kadar…
Serhat Mustafa Kılıç'ın hazin ölümü işte bu yüzden yalnızca bir ölüm haberi değildir.
Bu ölüm, hepimizin yüzüne çarpan ağır bir gerçektir:
Kalabalıklaştık ama birbirimize yabancılaştık.
Telefonlarımız hiç susmuyor.
Sosyal medya hesaplarımız insanlarla dolu.
Binlerce takipçimiz, yüzlerce arkadaşımız, onlarca iletişim grubumuz var.
Ama insan gerçekten yalnız kaldığında…
Telefonun diğer ucunda kaç kişi var?
Kaç kişi gerçekten arar?
Kaç kişi “Nasılsın?” diye sorar?
Kaç kişi “Sesin kötü geliyor, bir şey mi oldu?” der?
Kaç kişi kapına gelir?
İşte mesele tam da burada.
Biz birbirimizi artık çoğu zaman görmüyoruz.
Sadece ekranlarda görüyoruz.
Fotoğraflarımızı görüyoruz.
Paylaşımlarımızı görüyoruz.
Beğenilerimizi görüyoruz.
Ama insanın gözündeki hüznü görmüyoruz.
Sesindeki titremeyi duymuyoruz.
Suskunluğunun altında ne olduğunu sormuyoruz.
Çünkü herkes kendi telaşına gömülmüş durumda.
Herkes kendi hayatının peşinde.
Herkes “Benim derdim bana yeter” diyor.
Ve böylece toplumun ortasında görünmez insanlar çoğalıyor.
Yaşayan ama fark edilmeyen insanlar…
Belki aynı apartmanda oturuyoruz.
Belki yan yana yürüyoruz.
Belki her gün selamlaşıyoruz.
Ama birbirimizin hayatından habersiziz.
Bir insanın günlerce sessiz kalması artık kimseyi şaşırtmıyor.
“Yoğundur…”
“İşi vardır…”
“Telefonu kapalıdır…”
“Sonra ararım…”
Sonra…
O “sonra” hiç gelmiyor.
Ve bir gün ölüm haberi geliyor.
Ardından herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Keşke daha önce arasaydık.”
Hayır!
Artık “keşke” demenin zamanı değil.
Çünkü bazı kapılar bir kez kapanıyor.
Bazı telefonlar bir daha çalmıyor.
Bazı sesler bir daha duyulmuyor.
Bazı insanlar, son kez “iyiyim” dediğinde gerçekten iyi olup olmadığını sormadığımız için hayatımızdan sessizce çıkıp gidiyor.
İşte sessiz ölüm budur.
Sadece bir bedenin sessizce hayata veda etmesi değildir.
Bazen sessiz ölüm, insanın daha ölmeden toplum tarafından unutulmasıdır.
Bir insanın kalabalıklar içinde görünmez hale gelmesidir.
Yalnızlığının kimse tarafından fark edilmemesidir.
Ve belki de en acısı…
Bir insanın yardım istemeye bile mecali kalmadığında yanında kimsenin olmamasıdır.
Serhat Mustafa Kılıç'ın ölümünün kesin nedeni konusunda adli incelemeler tamamlanmadan hüküm vermek doğru değildir.
Ama ölümün sebebi ne olursa olsun, geride bıraktığı soru değişmiyor:
Biz birbirimize ne kadar yakınız?
Gerçekten yakın mıyız?
Yoksa sadece sosyal medya hesaplarımız mı birbirine yakın?
Bugün bir insanın fotoğrafının altına “Başımız sağ olsun” yazmak çok kolay.
Bir dakikada yüzlerce kişi paylaşım yapabilir.
Ama insan hayattayken kapısını çalmak…
İşte onu yapmak zor geliyor.
Çünkü ölümden sonra herkes merhametli.
Ölümden sonra herkes dost.
Ölümden sonra herkes vefalı.
Asıl mesele, insan yaşarken yanında olabilmek.
İnsan ölünce kıymet bilmenin hiçbir anlamı yok.
Bir çiçek göndermek kolay.
Bir cenazeye katılmak kolay.
Bir taziye mesajı yazmak kolay.
Zor olan, insan yaşarken onun elinden tutmak.
Zor olan, “Ben buradayım” diyebilmek.
Zor olan, hiçbir karşılık beklemeden bir insanın kapısını çalmak.
İşte biz bunu kaybediyoruz.
İnsanlığımızı, birbirimize ayıracak birkaç dakikayı kaybediyoruz.
Ve bunun bedelini bazen çok ağır ödüyoruz.
Serhat Mustafa Kılıç'ın ardından bugün hepimiz üzülüyoruz.
Ama belki de bu üzüntünün en anlamlı karşılığı, yarın bir başka insanın sessizliğini fark etmektir.
Telefon rehberimizi açalım.
Uzun zamandır konuşmadığımız birini arayalım.
“Ne yapıyorsun?” demek yerine gerçekten soralım:
“İyi misin?”
Ve cevabı gerçekten dinleyelim.
Çünkü bazı insanlar “iyiyim” derken aslında yardım çağrısı yapıyor olabilir.
Bazı insanlar gülümserken içinden ağlıyor olabilir.
Bazı insanlar kalabalıkların ortasında sessizce yok oluyor olabilir.
Ve biz fark etmiyor olabiliriz.
---
Serhat Mustafa Kılıç'ın ölümü bize belki de ölümden çok hayatı anlatıyor.
Yalnızlığı anlatıyor.
Duyarsızlığı anlatıyor.
Unutulmayı anlatıyor.
Ve en önemlisi…
İnsan olmanın sadece aynı şehirde, aynı sokakta, aynı apartmanda yaşamak olmadığını anlatıyor.
İnsan olmak;
Bir başkasının sessizliğini duyabilmektir.
Bir başkasının yokluğunu fark edebilmektir.
Bir başkasının gözündeki acıyı görebilmektir.
Ve gerektiğinde hiçbir şey sormadan sadece şunu söyleyebilmektir:
“Kardeşim, yalnız değilsin. Ben buradayım.”
Belki de bugün hepimizin birbirine söylemesi gereken en önemli cümle budur.
Çünkü bir gün çok geç olabilir.
Bir gün kapıyı çaldığımızda cevap gelmeyebilir.
Bir gün telefonun diğer ucunda o ses olmayabilir.
Bir gün “Sonra ararım” dediğimiz insan, gerçekten sonra olmayabilir.
O yüzden…
İnsanları öldüklerinde değil, yaşarken hatırlayalım.
Çünkü ölüm sessiz olabilir.
Ama yalnızlık, insanın içinde yıllarca çığlık atar.
Ve bazen o çığlığı duyan kimse olmaz.
Serhat Mustafa Kılıç'ın ardından geriye sadece bir ölüm değil, hepimizin üzerine düşen ağır bir sorumluluk kalıyor
BİRBİRİMİZİ KAYBETMEDEN ÖNCE FARK EDEBİLECEK MİYİZ?
Yoksa bir sonraki taziye mesajımızı yazmayı mı bekleyeceğiz?
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Ekleme
Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi
SUSKUNLUĞUN İÇİNDE ÖLMEK
Bir insanın ölümünden daha acı olan, yaşarken kimsenin onun yalnızlığını fark etmemesidir.
Bazı ölümler vardır, sirenlerle gelir.
Bazı ölümler vardır, kalabalıkları ayağa kaldırır.
Ve bazı ölümler…
Sessizce gerçekleşir.
Bir evin içinde…
Kapısı kapalı bir odada…
Dışarıda hayat bütün gürültüsüyle devam ederken içeride bir insan hayata veda eder.
Kimse bilmez.
Kimse duymaz.
Kimse “Nerede?” diye sormaz.
Ta ki birileri merak edip kapısını çalana kadar…
Serhat Mustafa Kılıç'ın hazin ölümü işte bu yüzden yalnızca bir ölüm haberi değildir.
Bu ölüm, hepimizin yüzüne çarpan ağır bir gerçektir:
Kalabalıklaştık ama birbirimize yabancılaştık.
Telefonlarımız hiç susmuyor.
Sosyal medya hesaplarımız insanlarla dolu.
Binlerce takipçimiz, yüzlerce arkadaşımız, onlarca iletişim grubumuz var.
Ama insan gerçekten yalnız kaldığında…
Telefonun diğer ucunda kaç kişi var?
Kaç kişi gerçekten arar?
Kaç kişi “Nasılsın?” diye sorar?
Kaç kişi “Sesin kötü geliyor, bir şey mi oldu?” der?
Kaç kişi kapına gelir?
İşte mesele tam da burada.
Biz birbirimizi artık çoğu zaman görmüyoruz.
Sadece ekranlarda görüyoruz.
Fotoğraflarımızı görüyoruz.
Paylaşımlarımızı görüyoruz.
Beğenilerimizi görüyoruz.
Ama insanın gözündeki hüznü görmüyoruz.
Sesindeki titremeyi duymuyoruz.
Suskunluğunun altında ne olduğunu sormuyoruz.
Çünkü herkes kendi telaşına gömülmüş durumda.
Herkes kendi hayatının peşinde.
Herkes “Benim derdim bana yeter” diyor.
Ve böylece toplumun ortasında görünmez insanlar çoğalıyor.
Yaşayan ama fark edilmeyen insanlar…
Belki aynı apartmanda oturuyoruz.
Belki yan yana yürüyoruz.
Belki her gün selamlaşıyoruz.
Ama birbirimizin hayatından habersiziz.
Bir insanın günlerce sessiz kalması artık kimseyi şaşırtmıyor.
“Yoğundur…”
“İşi vardır…”
“Telefonu kapalıdır…”
“Sonra ararım…”
Sonra…
O “sonra” hiç gelmiyor.
Ve bir gün ölüm haberi geliyor.
Ardından herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Keşke daha önce arasaydık.”
Hayır!
Artık “keşke” demenin zamanı değil.
Çünkü bazı kapılar bir kez kapanıyor.
Bazı telefonlar bir daha çalmıyor.
Bazı sesler bir daha duyulmuyor.
Bazı insanlar, son kez “iyiyim” dediğinde gerçekten iyi olup olmadığını sormadığımız için hayatımızdan sessizce çıkıp gidiyor.
İşte sessiz ölüm budur.
Sadece bir bedenin sessizce hayata veda etmesi değildir.
Bazen sessiz ölüm, insanın daha ölmeden toplum tarafından unutulmasıdır.
Bir insanın kalabalıklar içinde görünmez hale gelmesidir.
Yalnızlığının kimse tarafından fark edilmemesidir.
Ve belki de en acısı…
Bir insanın yardım istemeye bile mecali kalmadığında yanında kimsenin olmamasıdır.
Serhat Mustafa Kılıç'ın ölümünün kesin nedeni konusunda adli incelemeler tamamlanmadan hüküm vermek doğru değildir.
Ama ölümün sebebi ne olursa olsun, geride bıraktığı soru değişmiyor:
Biz birbirimize ne kadar yakınız?
Gerçekten yakın mıyız?
Yoksa sadece sosyal medya hesaplarımız mı birbirine yakın?
Bugün bir insanın fotoğrafının altına “Başımız sağ olsun” yazmak çok kolay.
Bir dakikada yüzlerce kişi paylaşım yapabilir.
Ama insan hayattayken kapısını çalmak…
İşte onu yapmak zor geliyor.
Çünkü ölümden sonra herkes merhametli.
Ölümden sonra herkes dost.
Ölümden sonra herkes vefalı.
Asıl mesele, insan yaşarken yanında olabilmek.
İnsan ölünce kıymet bilmenin hiçbir anlamı yok.
Bir çiçek göndermek kolay.
Bir cenazeye katılmak kolay.
Bir taziye mesajı yazmak kolay.
Zor olan, insan yaşarken onun elinden tutmak.
Zor olan, “Ben buradayım” diyebilmek.
Zor olan, hiçbir karşılık beklemeden bir insanın kapısını çalmak.
İşte biz bunu kaybediyoruz.
İnsanlığımızı, birbirimize ayıracak birkaç dakikayı kaybediyoruz.
Ve bunun bedelini bazen çok ağır ödüyoruz.
Serhat Mustafa Kılıç'ın ardından bugün hepimiz üzülüyoruz.
Ama belki de bu üzüntünün en anlamlı karşılığı, yarın bir başka insanın sessizliğini fark etmektir.
Telefon rehberimizi açalım.
Uzun zamandır konuşmadığımız birini arayalım.
“Ne yapıyorsun?” demek yerine gerçekten soralım:
“İyi misin?”
Ve cevabı gerçekten dinleyelim.
Çünkü bazı insanlar “iyiyim” derken aslında yardım çağrısı yapıyor olabilir.
Bazı insanlar gülümserken içinden ağlıyor olabilir.
Bazı insanlar kalabalıkların ortasında sessizce yok oluyor olabilir.
Ve biz fark etmiyor olabiliriz.
---
Serhat Mustafa Kılıç'ın ölümü bize belki de ölümden çok hayatı anlatıyor.
Yalnızlığı anlatıyor.
Duyarsızlığı anlatıyor.
Unutulmayı anlatıyor.
Ve en önemlisi…
İnsan olmanın sadece aynı şehirde, aynı sokakta, aynı apartmanda yaşamak olmadığını anlatıyor.
İnsan olmak;
Bir başkasının sessizliğini duyabilmektir.
Bir başkasının yokluğunu fark edebilmektir.
Bir başkasının gözündeki acıyı görebilmektir.
Ve gerektiğinde hiçbir şey sormadan sadece şunu söyleyebilmektir:
“Kardeşim, yalnız değilsin. Ben buradayım.”
Belki de bugün hepimizin birbirine söylemesi gereken en önemli cümle budur.
Çünkü bir gün çok geç olabilir.
Bir gün kapıyı çaldığımızda cevap gelmeyebilir.
Bir gün telefonun diğer ucunda o ses olmayabilir.
Bir gün “Sonra ararım” dediğimiz insan, gerçekten sonra olmayabilir.
O yüzden…
İnsanları öldüklerinde değil, yaşarken hatırlayalım.
Çünkü ölüm sessiz olabilir.
Ama yalnızlık, insanın içinde yıllarca çığlık atar.
Ve bazen o çığlığı duyan kimse olmaz.
Serhat Mustafa Kılıç'ın ardından geriye sadece bir ölüm değil, hepimizin üzerine düşen ağır bir sorumluluk kalıyor
BİRBİRİMİZİ KAYBETMEDEN ÖNCE FARK EDEBİLECEK MİYİZ?
Yoksa bir sonraki taziye mesajımızı yazmayı mı bekleyeceğiz?
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.

