Pamuk İnşaat
Pamuk İnşaat
İlker KARATAŞ
Köşe Yazarı
İlker KARATAŞ
 

'TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN YOLU: BARIŞA EVET, HUKUKTA BELİRSİZLİĞE HAYIR

Bir kanun teklifinden daha fazlası: Türkiye’nin güvenlik, adalet ve toplumsal bütünleşme sınavı Türkiye bugün, yalnızca bir kanun teklifini değil, terörle mücadelede yeni bir dönemin hukukî çerçevesini tartışıyor. TBMM’ye sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” başlığıyla yürütülen sürecin hukukî zemininin oluşturulmasını amaçlıyor. 12 maddelik teklifin temelinde, PKK/KCK’nın fiilî varlığını sona erdirmesi ve silahlarını teslim etmesi şartıyla belirli suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezaların ertelenmesine yönelik düzenlemeler bulunuyor. Burada ilk olarak şu ayrımı yapmak zorundayız: Terörün sona ermesini istemek başka, terör suçlarının karşılıksız kalmasını istemek başkadır. Türkiye'nin terörsüz bir geleceğe kavuşması, kuşkusuz bütün vatandaşların ortak arzusudur. Yıllardır terörün doğrudan veya dolaylı biçimde bedelini ödeyen bu ülkenin, artık çocuklarının şehit haberleriyle değil, eğitim, üretim, yatırım ve kalkınma haberleriyle gündeme gelmesi gerekir. Ancak bunu sağlayacak yolun en önemli şartı da adaletin zedelenmemesidir. TEKLİFİN EN ÖNEMLİ KRİTERİ: SİLAHIN GERÇEKTEN BIRAKILMASI Teklifin dikkat çeken yönlerinden biri, düzenlemenin otomatik biçimde uygulanmaması. Öncelikle PKK/KCK'nın ve bağlantılı yapıların fiilî varlığını sona erdirdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi; ardından bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülüyor. Bu önemli bir güvenlik supabıdır. Çünkü Türkiye'nin geçmiş tecrübeleri bize şunu göstermiştir: Söz yeterli değildir. Silah bırakılacak. Örgütsel yapı sona erecek. Silah ve mühimmat teslim edilecek. Türkiye'nin egemenliği, üniter devlet yapısı ve anayasal düzeni tartışma konusu yapılmayacak. Terör örgütü başka bir isim, başka bir yapı veya başka bir coğrafya üzerinden yeniden organize olmayacak. Bunların tamamı somut ve denetlenebilir kriterler haline getirilmelidir. Aksi takdirde “terörsüz Türkiye” hedefi, yalnızca siyasi bir söylem olarak kalır. TEKLİFİN OLUMLU TARAFI NEDİR? Her şeyden önce şunu teslim etmek gerekir: Eğer bu düzenleme gerçekten terörün tamamen sona ermesini sağlayacak, Türkiye'nin güvenliğini kalıcı hale getirecek ve silahı siyasetin dışına çıkaracaksa, bunun toplumsal ve ekonomik açıdan ciddi bir karşılığı olacaktır. Terörün sona ermesi; Güvenlik harcamalarının azalmasına, Bölgesel yatırımların artmasına, Ekonomik kaynakların kalkınmaya yönelmesine, Gençlerin gelecek kaygısının azalmasına, Bölgedeki ticaret ve istihdamın güçlenmesine, Türkiye'nin uluslararası alandaki hareket kabiliyetinin artmasına katkı sağlayabilir. Daha önemlisi, yıllardır terörün gölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın normalleşmiş bir hayat sürmesinin önü açılabilir. Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefinin kendisine itiraz etmek doğru değildir. Asıl mesele, bu hedefe hangi hukukî ve siyasî yöntemlerle ulaşılacağıdır. AMA EN BÜYÜK SINAV: ADALET DUYGUSU Teklifin tartışılması gereken en hassas noktası burasıdır. Düzenleme; örgüt üyeliği, örgüt yöneticiliği, örgüte yardım ve propaganda gibi bazı suçlar ile örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesini öngörüyor. Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda ise 10 yıla kadar erteleme mekanizması öngörülüyor. Şartların ihlal edilmemesi halinde belirli sonuçların doğması söz konusu. Burada vatandaşın sorması gereken soru şudur: Adalet duygusu nasıl korunacak? Bir tarafta yıllarca terörle mücadele etmiş askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız ve onların aileleri var. Diğer tarafta terör suçlarından hüküm giymiş kişiler var. Devlet elbette geleceğe bakabilir. Devlet, toplumsal barışı sağlayacak mekanizmalar kurabilir. Devlet, gerektiğinde geçmişteki çatışmaları sona erdirmek için hukukî düzenlemeler yapabilir. Fakat bütün bunlar yapılırken şehit ailelerinin vicdanı, mağdurların hakkı ve toplumun adalet duygusu göz ardı edilemez. KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNUN KAPSAM DIŞI TUTULMASI ÖNEMLİ Teklifte örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçlarının kapsam dışında bırakılması, üzerinde özellikle durulması gereken bir hüküm. Aynı şekilde 1 Haziran 2005'ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçların da kapsam dışında tutulması öngörülüyor. Bu yaklaşım, “toplumsal bütünleşme” ile “cezasızlık” arasına bir sınır koyma amacı taşıyor. Bu sınırın korunması son derece önemlidir. Çünkü terörün sona erdirilmesi adına atılacak adımlar, masum insanların hayatına kasteden eylemler açısından bir ödül mekanizmasına dönüşmemelidir. ASIL TEHLİKE: YORUMA AÇIK ALANLAR Bir kanunun gücü yalnızca niyetinden değil, açık hükümlerinden gelir. Bu nedenle teklifin uygulamasında; Kim yararlanacak? Kim yararlanamayacak? Silah bırakmanın ölçüsü nedir? Örgütün tamamen tasfiye edildiğine kim karar verecek? Yurt dışındaki yapılanmalar nasıl değerlendirilecek? Örgütün farklı isimlerle yeniden yapılanması halinde ne olacak? Bir kişi düzenlemeden yararlandıktan sonra yeniden suç işlerse hangi mekanizma uygulanacak? gibi soruların cevaplarının hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması gerekir. Türkiye'nin geçmiş deneyimleri, hukukta belirsizliğin ne kadar büyük siyasi ve toplumsal tartışmalara yol açabileceğini göstermiştir. DENETİMİN SADECE YÜRÜTMEDE KALMAMASI GEREKİR Teklifte uygulamanın takibi için Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında çeşitli bakanlıkların ve devlet kurumlarının temsil edildiği bir kurul oluşturulması; ayrıca TBMM bünyesinde 17 üyeli bir izleme komisyonu kurulması öngörülüyor. Bu mekanizma doğru yönde önemli bir adımdır. Fakat kanaatimce parlamentonun denetim yetkisi daha da güçlü tutulmalıdır. Çünkü mesele sadece bir hükümet politikası değildir. Mesele; Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet politikasıdır. Dolayısıyla Meclis'teki bütün siyasi partilerin, mümkün olan en geniş ölçüde sürecin denetiminde bulunması Türkiye açısından daha sağlıklı olacaktır. Şeffaflık arttıkça toplumsal güven de artacaktır. TÜRKİYE'NİN ÜNİTER YAPISI TARTIŞMA KONUSU YAPILMAMALI Bu süreçte üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir başka konu da şudur: Terörün sona erdirilmesi ile Türkiye'nin anayasal düzeninin değiştirilmesi birbirinden tamamen farklı meselelerdir. Türkiye'nin vatandaşları arasında etnik köken, mezhep veya siyasi görüş üzerinden ayrım yapılmaması gerektiği gibi, devletin üniter yapısının da tartışma konusu haline getirilmemesi gerekir. Türkiye'nin ihtiyacı; eşit vatandaşlık, hukuk devleti, demokrasi, güvenlik ve toplumsal huzurun aynı anda güçlendirilmesidir. Birini diğerinin alternatifi haline getirmek doğru değildir. ŞEHİT AİLELERİNİN VİCDANI MASADA OLMALI Bana göre bu sürecin en önemli eksiklerinden biri olabilecek alanlardan biri de mağdur ailelerin sürece nasıl dahil edileceğidir. Bir kanun metni hazırlanabilir. Komisyonlar kurulabilir. Devlet kurumları görev yapabilir. Ama terörün gerçek bedelini ödemiş insanların vicdanı kazanılmadan toplumsal bütünleşme tam anlamıyla gerçekleşemez. Şehit aileleri ve terör mağdurları dinlenmeli, onların itirazları dikkate alınmalı ve hangi suçların kesinlikle kapsam dışında tutulacağı konusunda toplumun önüne açık bir güvence konulmalıdır. Çünkü toplumsal barış, sadece silahların susmasıyla değil; adalet duygusunun da susmamasıyla mümkündür. TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR FIRSAT VAR Bugün Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor. Terör gerçekten bitirilecekse; Bundan daha önemli bir hedef olamaz. Ama bu fırsatın başarıya ulaşmasının üç temel şartı vardır: Bir: Silah tamamen bırakılmalıdır. İki: Terör örgütünün bütün yapılanmaları tasfiye edilmelidir. Üç: Hukuk ve adalet duygusu korunmalıdır. Bunlara bir dördüncüyü de eklemek gerekir: Süreç şeffaf olmalıdır. Millet ne olduğunu bilmeli, Meclis ne olduğunu denetlemeli, hukuk neyin nasıl uygulanacağını açıkça göstermelidir. SON SÖZ Türkiye artık terörle anılmak istemiyor. Türkiye'nin gençleri terör haberleriyle değil, başarı hikâyeleriyle büyümeli. Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e herkes aynı ülkenin eşit vatandaşı olduğunu hissetmeli. Bunun için terörün sona ermesi şarttır. Ama terörü bitirelim derken adaleti bitirmemeliyiz. Barış istiyorsak hukuk devleti güçlü olmalı. Kardeşlik istiyorsak adalet duygusu korunmalı. Toplumsal bütünleşme istiyorsak hiç kimse kendisini diğerinden üstün veya diğerinden daha imtiyazlı hissetmemeli. Devletin gücü, gerektiğinde affedebilmesinden önce, adaleti herkese eşit uygulayabilmesinden gelir. Bugün TBMM'nin önündeki asıl sınav budur. Türkiye terörsüz olabilir. Türkiye daha huzurlu olabilir. Türkiye daha güçlü olabilir. Ancak bunun yolu, güvenlik ile özgürlüğü, barış ile adaleti, kardeşlik ile hukuk devletini birbirinin karşısına koymadan yürümekten geçmektedir. Türkiye'nin ihtiyacı bir “hesaplaşma” değil, adalet temelinde bir helalleşme ve geleceğe güvenle bakabilme iradesidir. Terörsüz Türkiye hedefi, işte ancak o zaman gerçek anlamına kavuşacaktır. İlker KARATAŞ Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Ekleme Tarihi: 10 Ağustos 2026 -Pazartesi
İlker KARATAŞ

'TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN YOLU: BARIŞA EVET, HUKUKTA BELİRSİZLİĞE HAYIR

Bir kanun teklifinden daha fazlası: Türkiye’nin güvenlik, adalet ve toplumsal bütünleşme sınavı

Türkiye bugün, yalnızca bir kanun teklifini değil, terörle mücadelede yeni bir dönemin hukukî çerçevesini tartışıyor.
TBMM’ye sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” başlığıyla yürütülen sürecin hukukî zemininin oluşturulmasını amaçlıyor. 12 maddelik teklifin temelinde, PKK/KCK’nın fiilî varlığını sona erdirmesi ve silahlarını teslim etmesi şartıyla belirli suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezaların ertelenmesine yönelik düzenlemeler bulunuyor.

Burada ilk olarak şu ayrımı yapmak zorundayız:
Terörün sona ermesini istemek başka, terör suçlarının karşılıksız kalmasını istemek başkadır.
Türkiye'nin terörsüz bir geleceğe kavuşması, kuşkusuz bütün vatandaşların ortak arzusudur. Yıllardır terörün doğrudan veya dolaylı biçimde bedelini ödeyen bu ülkenin, artık çocuklarının şehit haberleriyle değil, eğitim, üretim, yatırım ve kalkınma haberleriyle gündeme gelmesi gerekir.
Ancak bunu sağlayacak yolun en önemli şartı da adaletin zedelenmemesidir.

TEKLİFİN EN ÖNEMLİ KRİTERİ: SİLAHIN GERÇEKTEN BIRAKILMASI
Teklifin dikkat çeken yönlerinden biri, düzenlemenin otomatik biçimde uygulanmaması.
Öncelikle PKK/KCK'nın ve bağlantılı yapıların fiilî varlığını sona erdirdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi; ardından bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülüyor.
Bu önemli bir güvenlik supabıdır.
Çünkü Türkiye'nin geçmiş tecrübeleri bize şunu göstermiştir:
Söz yeterli değildir.
Silah bırakılacak.
Örgütsel yapı sona erecek.
Silah ve mühimmat teslim edilecek.
Türkiye'nin egemenliği, üniter devlet yapısı ve anayasal düzeni tartışma konusu yapılmayacak.
Terör örgütü başka bir isim, başka bir yapı veya başka bir coğrafya üzerinden yeniden organize olmayacak.
Bunların tamamı somut ve denetlenebilir kriterler haline getirilmelidir.
Aksi takdirde “terörsüz Türkiye” hedefi, yalnızca siyasi bir söylem olarak kalır.

TEKLİFİN OLUMLU TARAFI NEDİR?
Her şeyden önce şunu teslim etmek gerekir:
Eğer bu düzenleme gerçekten terörün tamamen sona ermesini sağlayacak, Türkiye'nin güvenliğini kalıcı hale getirecek ve silahı siyasetin dışına çıkaracaksa, bunun toplumsal ve ekonomik açıdan ciddi bir karşılığı olacaktır.
Terörün sona ermesi;
Güvenlik harcamalarının azalmasına,
Bölgesel yatırımların artmasına,
Ekonomik kaynakların kalkınmaya yönelmesine,
Gençlerin gelecek kaygısının azalmasına,
Bölgedeki ticaret ve istihdamın güçlenmesine,
Türkiye'nin uluslararası alandaki hareket kabiliyetinin artmasına
katkı sağlayabilir.
Daha önemlisi, yıllardır terörün gölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın normalleşmiş bir hayat sürmesinin önü açılabilir.
Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefinin kendisine itiraz etmek doğru değildir.
Asıl mesele, bu hedefe hangi hukukî ve siyasî yöntemlerle ulaşılacağıdır.

AMA EN BÜYÜK SINAV: ADALET DUYGUSU
Teklifin tartışılması gereken en hassas noktası burasıdır.
Düzenleme; örgüt üyeliği, örgüt yöneticiliği, örgüte yardım ve propaganda gibi bazı suçlar ile örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesini öngörüyor.
Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda ise 10 yıla kadar erteleme mekanizması öngörülüyor. Şartların ihlal edilmemesi halinde belirli sonuçların doğması söz konusu.
Burada vatandaşın sorması gereken soru şudur:
Adalet duygusu nasıl korunacak?
Bir tarafta yıllarca terörle mücadele etmiş askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız ve onların aileleri var.
Diğer tarafta terör suçlarından hüküm giymiş kişiler var.
Devlet elbette geleceğe bakabilir.
Devlet, toplumsal barışı sağlayacak mekanizmalar kurabilir.
Devlet, gerektiğinde geçmişteki çatışmaları sona erdirmek için hukukî düzenlemeler yapabilir.
Fakat bütün bunlar yapılırken şehit ailelerinin vicdanı, mağdurların hakkı ve toplumun adalet duygusu göz ardı edilemez.

KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNUN KAPSAM DIŞI TUTULMASI ÖNEMLİ
Teklifte örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçlarının kapsam dışında bırakılması, üzerinde özellikle durulması gereken bir hüküm.
Aynı şekilde 1 Haziran 2005'ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçların da kapsam dışında tutulması öngörülüyor.
Bu yaklaşım, “toplumsal bütünleşme” ile “cezasızlık” arasına bir sınır koyma amacı taşıyor.
Bu sınırın korunması son derece önemlidir.
Çünkü terörün sona erdirilmesi adına atılacak adımlar, masum insanların hayatına kasteden eylemler açısından bir ödül mekanizmasına dönüşmemelidir.

ASIL TEHLİKE: YORUMA AÇIK ALANLAR
Bir kanunun gücü yalnızca niyetinden değil, açık hükümlerinden gelir.
Bu nedenle teklifin uygulamasında;
Kim yararlanacak?
Kim yararlanamayacak?
Silah bırakmanın ölçüsü nedir?
Örgütün tamamen tasfiye edildiğine kim karar verecek?
Yurt dışındaki yapılanmalar nasıl değerlendirilecek?
Örgütün farklı isimlerle yeniden yapılanması halinde ne olacak?
Bir kişi düzenlemeden yararlandıktan sonra yeniden suç işlerse hangi mekanizma uygulanacak?
gibi soruların cevaplarının hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması gerekir.
Türkiye'nin geçmiş deneyimleri, hukukta belirsizliğin ne kadar büyük siyasi ve toplumsal tartışmalara yol açabileceğini göstermiştir.

DENETİMİN SADECE YÜRÜTMEDE KALMAMASI GEREKİR
Teklifte uygulamanın takibi için Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında çeşitli bakanlıkların ve devlet kurumlarının temsil edildiği bir kurul oluşturulması; ayrıca TBMM bünyesinde 17 üyeli bir izleme komisyonu kurulması öngörülüyor.
Bu mekanizma doğru yönde önemli bir adımdır.
Fakat kanaatimce parlamentonun denetim yetkisi daha da güçlü tutulmalıdır.
Çünkü mesele sadece bir hükümet politikası değildir.
Mesele;
Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet politikasıdır.

Dolayısıyla Meclis'teki bütün siyasi partilerin, mümkün olan en geniş ölçüde sürecin denetiminde bulunması Türkiye açısından daha sağlıklı olacaktır.
Şeffaflık arttıkça toplumsal güven de artacaktır.

TÜRKİYE'NİN ÜNİTER YAPISI TARTIŞMA KONUSU YAPILMAMALI
Bu süreçte üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir başka konu da şudur:
Terörün sona erdirilmesi ile Türkiye'nin anayasal düzeninin değiştirilmesi birbirinden tamamen farklı meselelerdir.
Türkiye'nin vatandaşları arasında etnik köken, mezhep veya siyasi görüş üzerinden ayrım yapılmaması gerektiği gibi, devletin üniter yapısının da tartışma konusu haline getirilmemesi gerekir.
Türkiye'nin ihtiyacı;
eşit vatandaşlık, hukuk devleti, demokrasi, güvenlik ve toplumsal huzurun aynı anda güçlendirilmesidir.
Birini diğerinin alternatifi haline getirmek doğru değildir.

ŞEHİT AİLELERİNİN VİCDANI MASADA OLMALI
Bana göre bu sürecin en önemli eksiklerinden biri olabilecek alanlardan biri de mağdur ailelerin sürece nasıl dahil edileceğidir.
Bir kanun metni hazırlanabilir.
Komisyonlar kurulabilir.
Devlet kurumları görev yapabilir.
Ama terörün gerçek bedelini ödemiş insanların vicdanı kazanılmadan toplumsal bütünleşme tam anlamıyla gerçekleşemez.
Şehit aileleri ve terör mağdurları dinlenmeli, onların itirazları dikkate alınmalı ve hangi suçların kesinlikle kapsam dışında tutulacağı konusunda toplumun önüne açık bir güvence konulmalıdır.
Çünkü toplumsal barış, sadece silahların susmasıyla değil; adalet duygusunun da susmamasıyla mümkündür.

TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR FIRSAT VAR
Bugün Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor.
Terör gerçekten bitirilecekse;
Bundan daha önemli bir hedef olamaz.
Ama bu fırsatın başarıya ulaşmasının üç temel şartı vardır:
Bir: Silah tamamen bırakılmalıdır.
İki: Terör örgütünün bütün yapılanmaları tasfiye edilmelidir.
Üç: Hukuk ve adalet duygusu korunmalıdır.
Bunlara bir dördüncüyü de eklemek gerekir:
Süreç şeffaf olmalıdır.

Millet ne olduğunu bilmeli, Meclis ne olduğunu denetlemeli, hukuk neyin nasıl uygulanacağını açıkça göstermelidir.

SON SÖZ
Türkiye artık terörle anılmak istemiyor.
Türkiye'nin gençleri terör haberleriyle değil, başarı hikâyeleriyle büyümeli.
Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e herkes aynı ülkenin eşit vatandaşı olduğunu hissetmeli.
Bunun için terörün sona ermesi şarttır.
Ama terörü bitirelim derken adaleti bitirmemeliyiz.
Barış istiyorsak hukuk devleti güçlü olmalı.
Kardeşlik istiyorsak adalet duygusu korunmalı.
Toplumsal bütünleşme istiyorsak hiç kimse kendisini diğerinden üstün veya diğerinden daha imtiyazlı hissetmemeli.
Devletin gücü, gerektiğinde affedebilmesinden önce, adaleti herkese eşit uygulayabilmesinden gelir.
Bugün TBMM'nin önündeki asıl sınav budur.
Türkiye terörsüz olabilir.
Türkiye daha huzurlu olabilir.
Türkiye daha güçlü olabilir.
Ancak bunun yolu, güvenlik ile özgürlüğü, barış ile adaleti, kardeşlik ile hukuk devletini birbirinin karşısına koymadan yürümekten geçmektedir.
Türkiye'nin ihtiyacı bir “hesaplaşma” değil, adalet temelinde bir helalleşme ve geleceğe güvenle bakabilme iradesidir.
Terörsüz Türkiye hedefi, işte ancak o zaman gerçek anlamına kavuşacaktır.

İlker KARATAŞ
Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.