2.Gün, FON SKANDALINDA İSİMLER BÜYÜYOR!
FON SKANDALINDA İSİMLER BÜYÜYOR! BÜROKRASİ, SİYASET VE AİLE
BAĞLANTILARI: BU DÜZENİN ARKASINDA KİM VAR?
Bir genel müdürün tutuklanmasıyla kapanmayacak kadar büyük bir dosya… BDDK'dan SPK'ya, kamu şirketlerinden siyasi çevrelere uzanan ilişkiler zinciri ve Yeni Şafak'ta yayımlanan o çarpıcı söz: “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı!”
Türkiye'de son yılların en ciddi finansal soruşturmalarından biriyle karşı karşıyayız.
Başlangıçta bir fon soruşturması olarak gündeme gelen olay, bugün yalnızca borsa işlemlerinin, yatırım fonlarının veya bir şirketin finansal tercihlerinin tartışıldığı bir dosya olmaktan çıkmıştır.
Artık sorulması gereken çok daha büyük bir soru var:
Bu sistem nasıl kuruldu, kimler bu sistemin içinde yer aldı ve arkasında kimlerin gücü bulunuyor?
Bu sistem nasıl kuruldu, kimler bu sistemin içinde yer aldı ve arkasında kimlerin gücü bulunuyor?
Türkiye Sigorta'nın eski Genel Müdürü Taha Çakmak'ın tutuklanması elbette önemli bir gelişme. Ancak Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer'in de tutuklanması, soruşturmanın kurumsal boyutunun daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini gösteriyor.
Üstelik mesele burada bitmiyor.
27 Ekim 2021'de bankanın kuruluş izni, 7 Nisan 2023'te ise faaliyet izni verildi. Her iki tarihte de BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben'di.
Akben, kendisi ve ailesinin soruşturma konusu fonlarla herhangi bir alım satım ilişkisi bulunmadığını, bankanın izinlerinin mevzuata uygun verildiğini ve olaylardan menfaat sağlamadıklarını açıkladı. Oğlu Ahmet Emir Akben'in Graintürk'teki bağımsız yönetim kurulu üyeliğinin de ayrı bir konu olduğunu savundu.
TERA Yatırım Bankası'nın kuruluş ve faaliyet izinleri hangi kurul değerlendirmeleriyle verildi?
İzin süreçlerinde hangi yöneticiler görev aldı?
Taha Çakmak ile eski yönetim kadroları arasındaki geçmiş görev ilişkileri hangi açıdan incelendi?
Graintürk, TERA ve ilgili fonlar arasındaki ticari ilişkiler hangi tarihlerde başladı?
Bütün bu süreçlerde herhangi bir çıkar çatışması oluşup oluşmadığı araştırıldı mı?
Bunlar cevaplanması gereken sorulardır.
Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül'ün soruşturma kapsamında ifade verdiği, savcılığın görevi kötüye kullanma iddiası yönünden hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığından soruşturma izni istediği basına yansıdı.
Eski SPK Daire Başkanı Erman Çete ise soruşturma kapsamında tutuklanan isimler arasında yer aldı.
SPK, sermaye piyasalarında yaşanan işlemleri hangi tarihlerde tespit etti?
Fonların büyüklüğü ve işlem hacmi dikkate alındığında riskler neden daha önce ortaya çıkarılamadı?
Hangi şirketlerin ve hisselerin hareketleri incelendi?
Kamuoyuna yansıyan iddiaların hangi bölümleri daha önce denetim raporlarına girdi?
Düzenleyici kurumların görevi, yalnızca kriz çıktıktan sonra yaptırım uygulamak değildir. Piyasa güvenliğini korumak ve yatırımcıyı risklere karşı koruyacak denetim mekanizmasını işletmektir.
Elbette her fiyat hareketi manipülasyon değildir. Her başarısız yatırım da suç değildir. Ancak organize işlem, çıkar ilişkisi veya görevi kötüye kullanma şüphesi varsa bunun sonuna kadar araştırılması gerekir.
Birileri gerçekten kendisini dokunulmaz mı görüyor? Eğer öyleyse, bu güveni veren siyasi veya bürokratik güç kim?
ÜÇÜNCÜ HALKA: BAKANLIKLAR VE SİYASİ ÇEVRELER
Şimdi dosyanın en hassas bölümüne geliyoruz.
Kamuoyuna yansıyan haberlerde bazı şirket yöneticileriyle üst düzey bürokratlar ve siyasetçilerin yakınları arasındaki aile ve ticari bağlantılar gündeme geldi.
Özellikle şu isimler dikkat çekiyor:
Batuhan Mumcu: Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevinde bulunmuş isim. Bulls Yatırım yönetim kurulu üyesi Neslihan Mumcu'nun eşi olarak gündeme geldi.
Nihat Zeybekci: AK Parti Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve eski Ekonomi Bakanı. Ortağı olduğu dört şirketin TERA'nın TP2 fonuna yatırım yaptığını ve paralarının fonda kaldığını kendisi açıkladı.
Burada çok açık konuşalım:
Bir kişinin bir bakanın damadı, bir siyasetçinin oğlu veya eski bir bürokratın yakını olması suç değildir.
Ancak bu yakınlıklar nedeniyle ortaya çıkan çıkar çatışması ihtimalleri, ticari ilişkiler ve kamu görevlerinin kullanılıp kullanılmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Devlet yönetiminde akrabalık ilişkileri, denetim dışı kalmanın gerekçesi olamaz.
YENİ ŞAFAK'TAKİ O SÖZ: "OĞLUMU TUTUKLAYACAK DAHA ANASINDAN DOĞMADI!"
Şimdi gelelim kamuoyunda büyük yankı uyandıran açıklamaya.
Yeni Şafak yazarı Hüseyin Likoğlu, 28 Ekim 2026 tarihli yazısında fon soruşturmasında adı geçen bir kişinin şu sözleri söylediğinin kulaktan kulağa dolaştığını aktardı:
"Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım?"
Bu sözlerin kime ait olduğu açıklanmadı.
Bir insan gerçekten böyle bir güven duyuyorsa, bu güvenin kaynağı nedir?
Kendisini hukukun üzerinde mi görüyor?
Birilerinin arkasında duracağına mı inanıyor?
Yoksa bu söz, soruşturmanın arkasında daha büyük bir yapının bulunduğuna ilişkin bir iddia mı?
Bunların cevabını ancak soruşturma ortaya çıkarabilir.
Fakat burada Yeni Şafak yazarının da işaret ettiği çok önemli bir mesele var:
Bakanlıkların denetim sorumluluğu araştırılmalıdır.
Atama ve referans mekanizmaları sorgulanmalıdır.
Kamu görevlilerinin ihmali varsa ortaya çıkarılmalıdır.
Siyasi bağlantısı olan kişiler için ayrı, sıradan vatandaş için ayrı hukuk uygulanmamalıdır.
Ama bunun adı da toplu suçlama olmamalıdır. Herkesin sorumluluğu kendi eylemi ve delili üzerinden belirlenmelidir.
Bizim istediğimiz budur.
Bu dosyanın sonu bir genel müdürün tutuklanması değil, varsa bütün sorumluların ortaya çıkarılması olmalıdır.
Yarın üçüncü ve son bölümde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a doğrudan sesleneceğiz.
Çünkü bu artık yalnızca bir finans soruşturması değil; siyasi iradenin kendi atadığı kadrolar karşısında nasıl bir tutum alacağının da sınavıdır.
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni
Ekleme
Tarihi: 01 Kasım 2026 -Pazar
2.Gün, FON SKANDALINDA İSİMLER BÜYÜYOR!
FON SKANDALINDA İSİMLER BÜYÜYOR! BÜROKRASİ, SİYASET VE AİLE
BAĞLANTILARI: BU DÜZENİN ARKASINDA KİM VAR?
Bir genel müdürün tutuklanmasıyla kapanmayacak kadar büyük bir dosya… BDDK'dan SPK'ya, kamu şirketlerinden siyasi çevrelere uzanan ilişkiler zinciri ve Yeni Şafak'ta yayımlanan o çarpıcı söz: “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı!”
Türkiye'de son yılların en ciddi finansal soruşturmalarından biriyle karşı karşıyayız.
Başlangıçta bir fon soruşturması olarak gündeme gelen olay, bugün yalnızca borsa işlemlerinin, yatırım fonlarının veya bir şirketin finansal tercihlerinin tartışıldığı bir dosya olmaktan çıkmıştır.
Artık sorulması gereken çok daha büyük bir soru var:
Bu sistem nasıl kuruldu, kimler bu sistemin içinde yer aldı ve arkasında kimlerin gücü bulunuyor?
Bu sistem nasıl kuruldu, kimler bu sistemin içinde yer aldı ve arkasında kimlerin gücü bulunuyor?
Türkiye Sigorta'nın eski Genel Müdürü Taha Çakmak'ın tutuklanması elbette önemli bir gelişme. Ancak Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer'in de tutuklanması, soruşturmanın kurumsal boyutunun daha kapsamlı incelenmesi gerektiğini gösteriyor.
Üstelik mesele burada bitmiyor.
27 Ekim 2021'de bankanın kuruluş izni, 7 Nisan 2023'te ise faaliyet izni verildi. Her iki tarihte de BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben'di.
Akben, kendisi ve ailesinin soruşturma konusu fonlarla herhangi bir alım satım ilişkisi bulunmadığını, bankanın izinlerinin mevzuata uygun verildiğini ve olaylardan menfaat sağlamadıklarını açıkladı. Oğlu Ahmet Emir Akben'in Graintürk'teki bağımsız yönetim kurulu üyeliğinin de ayrı bir konu olduğunu savundu.
TERA Yatırım Bankası'nın kuruluş ve faaliyet izinleri hangi kurul değerlendirmeleriyle verildi?
İzin süreçlerinde hangi yöneticiler görev aldı?
Taha Çakmak ile eski yönetim kadroları arasındaki geçmiş görev ilişkileri hangi açıdan incelendi?
Graintürk, TERA ve ilgili fonlar arasındaki ticari ilişkiler hangi tarihlerde başladı?
Bütün bu süreçlerde herhangi bir çıkar çatışması oluşup oluşmadığı araştırıldı mı?
Bunlar cevaplanması gereken sorulardır.
Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül'ün soruşturma kapsamında ifade verdiği, savcılığın görevi kötüye kullanma iddiası yönünden hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığından soruşturma izni istediği basına yansıdı.
Eski SPK Daire Başkanı Erman Çete ise soruşturma kapsamında tutuklanan isimler arasında yer aldı.
SPK, sermaye piyasalarında yaşanan işlemleri hangi tarihlerde tespit etti?
Fonların büyüklüğü ve işlem hacmi dikkate alındığında riskler neden daha önce ortaya çıkarılamadı?
Hangi şirketlerin ve hisselerin hareketleri incelendi?
Kamuoyuna yansıyan iddiaların hangi bölümleri daha önce denetim raporlarına girdi?
Düzenleyici kurumların görevi, yalnızca kriz çıktıktan sonra yaptırım uygulamak değildir. Piyasa güvenliğini korumak ve yatırımcıyı risklere karşı koruyacak denetim mekanizmasını işletmektir.
Elbette her fiyat hareketi manipülasyon değildir. Her başarısız yatırım da suç değildir. Ancak organize işlem, çıkar ilişkisi veya görevi kötüye kullanma şüphesi varsa bunun sonuna kadar araştırılması gerekir.
Birileri gerçekten kendisini dokunulmaz mı görüyor? Eğer öyleyse, bu güveni veren siyasi veya bürokratik güç kim?
ÜÇÜNCÜ HALKA: BAKANLIKLAR VE SİYASİ ÇEVRELER
Şimdi dosyanın en hassas bölümüne geliyoruz.
Kamuoyuna yansıyan haberlerde bazı şirket yöneticileriyle üst düzey bürokratlar ve siyasetçilerin yakınları arasındaki aile ve ticari bağlantılar gündeme geldi.
Özellikle şu isimler dikkat çekiyor:
Batuhan Mumcu: Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevinde bulunmuş isim. Bulls Yatırım yönetim kurulu üyesi Neslihan Mumcu'nun eşi olarak gündeme geldi.
Nihat Zeybekci: AK Parti Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve eski Ekonomi Bakanı. Ortağı olduğu dört şirketin TERA'nın TP2 fonuna yatırım yaptığını ve paralarının fonda kaldığını kendisi açıkladı.
Burada çok açık konuşalım:
Bir kişinin bir bakanın damadı, bir siyasetçinin oğlu veya eski bir bürokratın yakını olması suç değildir.
Ancak bu yakınlıklar nedeniyle ortaya çıkan çıkar çatışması ihtimalleri, ticari ilişkiler ve kamu görevlerinin kullanılıp kullanılmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Devlet yönetiminde akrabalık ilişkileri, denetim dışı kalmanın gerekçesi olamaz.
YENİ ŞAFAK'TAKİ O SÖZ: "OĞLUMU TUTUKLAYACAK DAHA ANASINDAN DOĞMADI!"
Şimdi gelelim kamuoyunda büyük yankı uyandıran açıklamaya.
Yeni Şafak yazarı Hüseyin Likoğlu, 28 Ekim 2026 tarihli yazısında fon soruşturmasında adı geçen bir kişinin şu sözleri söylediğinin kulaktan kulağa dolaştığını aktardı:
"Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım?"
Bu sözlerin kime ait olduğu açıklanmadı.
Bir insan gerçekten böyle bir güven duyuyorsa, bu güvenin kaynağı nedir?
Kendisini hukukun üzerinde mi görüyor?
Birilerinin arkasında duracağına mı inanıyor?
Yoksa bu söz, soruşturmanın arkasında daha büyük bir yapının bulunduğuna ilişkin bir iddia mı?
Bunların cevabını ancak soruşturma ortaya çıkarabilir.
Fakat burada Yeni Şafak yazarının da işaret ettiği çok önemli bir mesele var:
Bakanlıkların denetim sorumluluğu araştırılmalıdır.
Atama ve referans mekanizmaları sorgulanmalıdır.
Kamu görevlilerinin ihmali varsa ortaya çıkarılmalıdır.
Siyasi bağlantısı olan kişiler için ayrı, sıradan vatandaş için ayrı hukuk uygulanmamalıdır.
Ama bunun adı da toplu suçlama olmamalıdır. Herkesin sorumluluğu kendi eylemi ve delili üzerinden belirlenmelidir.
Bizim istediğimiz budur.
Bu dosyanın sonu bir genel müdürün tutuklanması değil, varsa bütün sorumluların ortaya çıkarılması olmalıdır.
Yarın üçüncü ve son bölümde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a doğrudan sesleneceğiz.
Çünkü bu artık yalnızca bir finans soruşturması değil; siyasi iradenin kendi atadığı kadrolar karşısında nasıl bir tutum alacağının da sınavıdır.
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.

