3.Gün, GÖSTERECEĞİNİZ TARİHİ DURUŞ DEVLETİN GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK!
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BU TARİHİ KAVŞAKTA GÖSTERECEĞİNİZ DURUŞ DEVLETİN VE AK PARTİ'NİN GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK!
Bu süreç yalnızca bir finans soruşturması değildir. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstereceği adil, kararlı ve tavizsiz tutum; vatandaşın devlete, AK Parti'ye ve adalet sistemine olan güvenini yeniden güçlendirebilecek tarihi bir fırsattır.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bugün Türkiye'nin önünde son derece önemli bir sınav bulunuyor.
Türkiye Sigorta, TERA, yatırım fonları, sermaye piyasaları, BDDK, SPK, bürokrasi ve siyasi çevrelerle ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar artık yalnızca finans dünyasının tartıştığı bir mesele olmaktan çıkmıştır.
Bu konu, doğrudan devletin itibarını, siyasi yönetimin sorumluluğunu ve vatandaşın adalet duygusunu ilgilendiren bir noktaya ulaşmıştır.
Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstereceği tutum, yalnızca bu soruşturmanın değil, önümüzdeki dönemde devlet yönetimine duyulacak güvenin de belirleyicilerinden biri olacaktır.
Çünkü vatandaşın artık çok açık bir beklentisi var:
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi siyasi çevreye yakın olursa olsun, kamu kaynaklarını kendi menfaati için kullanan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
SORUN SADECE BİRKAÇ YÖNETİCİ DEĞİL, SİSTEMİN İÇİNE YERLEŞEN ÇIKAR ÇEVRELERİDİR!
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Yıllardır siyasi mücadele yürüttüğünüz, iktidarını milletin desteğiyle sürdüren AK Parti'nin en önemli iddialarından biri, devlet yönetiminde milletin menfaatini öncelemektir.
Ancak bugün ortaya çıkan iddialar, AK Parti'nin ve devletin kurumlarının içinde oluşmuş olabilecek bazı çıkar ilişkilerinin de ciddi biçimde sorgulanmasını gerektiriyor.
Siyasi teşkilatların, kamu kurumlarının ve bürokratik makamların içine zamanla yerleşebilen bazı menfaat çevreleri, kendilerini siyasi hareketin doğal bir parçası gibi gösterebilir.
Oysa bu kişilerin önceliği ne devletin menfaatidir ne milletin refahıdır ne de siyasi hareketin geleceğidir.
Öncelikleri kendi ekonomik çıkarları, kendi ticari ilişkileri ve kendi güç alanları olabilir.
Daha tehlikelisi ise bu çevrelerin zaman içerisinde birbirleriyle ilişkiler kurarak bir tür oligarşik yapı oluşturmasıdır.
Böyle bir yapı oluştuğunda siyasi iradenin karar mekanizmalarını etkilemeye, bürokraside kendisine alan açmaya ve kamu kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışabilir.
Elbette bu iddiaların her biri somut delillerle araştırılmalı, hiçbir kişi veya grup hakkında peşin hüküm verilmemelidir.
Ancak şu gerçek de görmezden gelinmemelidir:
Bir siyasi hareketin içine yerleşen çıkar çevreleri, en büyük zararı o siyasi harekete verir.
Bu kişiler yalnızca devletin kaynaklarına zarar verme riski oluşturmaz. Aynı zamanda Sayın
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi mücadelesine, AK Parti'nin kurumsal itibarına ve milletin devlete duyduğu güvene de zarar verir.
AK PARTİ'YE EN BÜYÜK ZARARI KİM VERİYOR?
Bugün AK Parti'nin kendi içinde de bu soruyu sorması gerekiyor.
Milletin desteğiyle iktidara gelen bir siyasi hareketin, kendi bünyesinde oluşabilecek çıkar ilişkilerine karşı en hassas olması gerekir.
Çünkü seçmen, oy verdiği siyasi hareketin kendi içindeki bazı kişilerin ekonomik ve bürokratik menfaat alanlarına dönüşmesini istemez.
Vatandaşın beklentisi çok açıktır:
Devletin imkânları şahsi servet oluşturmak için kullanılmasın.
Kamu kurumları siyasi referansların ticari kazanca dönüştürüldüğü alanlar hâline gelmesin.
Bürokratik makamlar kişisel ilişkilerin koruma kalkanı olarak kullanılmasın.
Siyasi yakınlık, denetimden kaçışın gerekçesi olmasın.
Eğer birileri AK Parti'nin siyasi gücünü veya devlet içerisindeki bağlantılarını kendi menfaatleri için kullanmışsa, bunun ortaya çıkarılması öncelikle AK Parti'nin kendi kurumsal geleceği açısından önemlidir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuda göstereceği kararlılık, AK Parti'ye duyulan güvenin yeniden güçlenmesine de katkı sağlayabilir.
Çünkü millet, yanlış yapanın korunmasını değil, yanlış yapanın kim olduğuna bakılmaksızın hesap vermesini bekliyor.
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İÇİN TARİHİ BİR KAVŞAK
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bugün önünüzde önemli bir tercih bulunuyor.
Bu sürecin yalnızca adli makamların yürüttüğü bir soruşturma olarak kalmasına mı izin verilecek, yoksa devletin bütün ilgili denetim mekanizmaları harekete geçirilerek kapsamlı bir kurumsal hesaplaşma mı başlatılacak?
Burada yapılması gereken, yargının bağımsızlığına müdahale etmek değil; bütün kamu kurumlarının kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde görevlerini eksiksiz yerine getirmesini sağlamaktır.
BDDK, SPK, SEDDK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, ilgili kamu şirketleri ve denetim birimleri kendi sorumluluklarını açıklamalıdır.
Kamu kaynaklarının nasıl yönetildiği, hangi kararların kimler tarafından alındığı, hangi denetimlerin yapıldığı ve varsa hangi ihmallerin yaşandığı ortaya çıkarılmalıdır.
Bu süreçte hiçbir makamın, hiçbir siyasi bağlantının ve hiçbir aile ilişkisinin ayrıcalık sağlamasına izin verilmemelidir.
İşte Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstereceği bu duruş, Türkiye açısından tarihi bir kavşak niteliği taşıyabilir.
Eğer süreç adil, şeffaf ve kararlı biçimde yönetilirse bunun üç önemli sonucu olacaktır:
Birincisi, vatandaşın devlete ve adalet mekanizmasına olan güveni güçlenecektir.
İkincisi, AK Parti'nin kendi bünyesinde oluşmuş olabilecek çıkar odaklarıyla arasına mesafe koyması, partinin kurumsal itibarını ve seçmen nezdindeki güvenini artıracaktır.
Üçüncüsü, Türkiye'nin finans piyasalarına, kamu yönetimine ve ekonomik sistemine duyulan güven yeniden güçlenecektir.
Bunun kazananı bir siyasi grup değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve millet olacaktır.
HESAP SORMAK, SİYASİ GÜCÜ ZAYIFLATMAZ; DOĞRU KULLANILIRSA GÜÇLENDİRİR!
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bazen bir siyasi liderin geleceğini belirleyen en önemli karar, kendi çevresindeki yanlışlara karşı aldığı tavırdır.
Kendi kadroları içerisindeki yanlışları görmezden gelen bir siyasi hareket zamanla yıpranır.
Ancak kendi içindeki yanlışlarla yüzleşebilen, liyakati önceleyen, kamu kaynaklarını koruyan ve adaleti herkes için eşit uygulayan bir siyasi hareket yeniden güven kazanabilir.
Bu nedenle bu süreç AK Parti açısından bir tehdit olarak değil, kendi bünyesini temizleme ve kurumsal yapısını güçlendirme fırsatı olarak görülmelidir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu noktada ortaya koyacağı kararlı tutum, siyasi hayatı boyunca savunduğu güçlü devlet ve adalet anlayışının da önemli bir göstergesi olacaktır.
Unutulmamalıdır ki devletin itibarı, güçlü isimlerin korunmasıyla değil, hukukun herkes için eşit işlemesiyle yükselir.
TOPLUMUN BEKLENTİSİ TEK: ADALET!
Bizim toplum olarak beklentimiz çok açık.
Suç işlediği mahkeme kararıyla sabit olan kim varsa cezasını çekmelidir.
Görevini ihmal eden, kamu kaynaklarının zarar görmesine sebep olan veya bu süreçte yetkisini kötüye kullanan kişiler varsa bunlar da somut deliller doğrultusunda hukuk önünde hesap vermelidir.
Bakan, bürokrat, genel müdür, daire başkanı, yönetim kurulu üyesi, siyasi görevli veya herhangi bir kamu yöneticisi olması sonucu değiştirmemelidir.
Hiç kimsenin makamı, siyasi yakınlığı, soyadı veya çevresi hukukun üzerinde olmamalıdır.
Bizim istediğimiz budur.
Ne eksik ne fazla.
Toplumun istediği tek şey adalettir.
YÜZYIL GAZETESİ OLARAK BU KONUNUN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ!
Bu mesele yalnızca bugünün gündemi değildir. Bu mesele Türkiye'nin geleceği, devlet yönetiminin güvenilirliği ve gelecek nesillere bırakacağımız kurumların itibarıyla ilgilidir.
Yüzyıl Gazetesi olarak bu konunun peşini bırakmayacağız.
Hangi makamda bulunursa bulunsun, kim olursa olsun, hangi siyasi çevreye yakın olursa olsun; somut delillerle ortaya konulan her türlü sorumluluğun hukuk önünde değerlendirilmesini isteyeceğiz.
Kamu adına gazetecilik görevimizi ve taşıdığımız sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz.
İsimlerin, makamların veya siyasi bağlantıların değil, gerçeklerin peşinden gideceğiz.
Çünkü gazeteciliğin görevi güçlüleri korumak değil, kamu adına soru sormaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a çağrımız nettir:
Bu süreci adil, şeffaf ve kararlı biçimde yönetin. Devletin kurumlarının görevlerini yapmasını sağlayın. Kim olursa olsun, kamu kaynaklarını kendi menfaati için kullandığı delillerle ortaya konulan herkesin hukuk önünde hesap vermesine imkân tanıyın.
Böyle bir duruş, yalnızca devletin itibarını değil, AK Parti'nin millet nezdindeki güvenini de güçlendirecektir.
ÇÜNKÜ DEVLETİ GÜÇLÜ KILAN, MAKAMLARIN BÜYÜKLÜĞÜ DEĞİL, ADALETİN HERKESE EŞİT UYGULANMASIDIR!
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BU TARİHİ KAVŞAKTA GÖSTERECEĞİNİZ DURUŞ, DEVLETE OLAN GÜVENİN YENİDEN İNŞASINDA BELİRLEYİCİ OLACAKTIR.
HESAP SORULURSA TÜRKİYE KAZANIR, ADALET İŞLERSE DEVLET GÜÇLENİR!
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Ekleme
Tarihi: 01 Kasım 2026 -Pazar
3.Gün, GÖSTERECEĞİNİZ TARİHİ DURUŞ DEVLETİN GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK!
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BU TARİHİ KAVŞAKTA GÖSTERECEĞİNİZ DURUŞ DEVLETİN VE AK PARTİ'NİN GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK!
Bu süreç yalnızca bir finans soruşturması değildir. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstereceği adil, kararlı ve tavizsiz tutum; vatandaşın devlete, AK Parti'ye ve adalet sistemine olan güvenini yeniden güçlendirebilecek tarihi bir fırsattır.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bugün Türkiye'nin önünde son derece önemli bir sınav bulunuyor.
Türkiye Sigorta, TERA, yatırım fonları, sermaye piyasaları, BDDK, SPK, bürokrasi ve siyasi çevrelerle ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar artık yalnızca finans dünyasının tartıştığı bir mesele olmaktan çıkmıştır.
Bu konu, doğrudan devletin itibarını, siyasi yönetimin sorumluluğunu ve vatandaşın adalet duygusunu ilgilendiren bir noktaya ulaşmıştır.
Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstereceği tutum, yalnızca bu soruşturmanın değil, önümüzdeki dönemde devlet yönetimine duyulacak güvenin de belirleyicilerinden biri olacaktır.
Çünkü vatandaşın artık çok açık bir beklentisi var:
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi siyasi çevreye yakın olursa olsun, kamu kaynaklarını kendi menfaati için kullanan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
SORUN SADECE BİRKAÇ YÖNETİCİ DEĞİL, SİSTEMİN İÇİNE YERLEŞEN ÇIKAR ÇEVRELERİDİR!
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Yıllardır siyasi mücadele yürüttüğünüz, iktidarını milletin desteğiyle sürdüren AK Parti'nin en önemli iddialarından biri, devlet yönetiminde milletin menfaatini öncelemektir.
Ancak bugün ortaya çıkan iddialar, AK Parti'nin ve devletin kurumlarının içinde oluşmuş olabilecek bazı çıkar ilişkilerinin de ciddi biçimde sorgulanmasını gerektiriyor.
Siyasi teşkilatların, kamu kurumlarının ve bürokratik makamların içine zamanla yerleşebilen bazı menfaat çevreleri, kendilerini siyasi hareketin doğal bir parçası gibi gösterebilir.
Oysa bu kişilerin önceliği ne devletin menfaatidir ne milletin refahıdır ne de siyasi hareketin geleceğidir.
Öncelikleri kendi ekonomik çıkarları, kendi ticari ilişkileri ve kendi güç alanları olabilir.
Daha tehlikelisi ise bu çevrelerin zaman içerisinde birbirleriyle ilişkiler kurarak bir tür oligarşik yapı oluşturmasıdır.
Böyle bir yapı oluştuğunda siyasi iradenin karar mekanizmalarını etkilemeye, bürokraside kendisine alan açmaya ve kamu kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışabilir.
Elbette bu iddiaların her biri somut delillerle araştırılmalı, hiçbir kişi veya grup hakkında peşin hüküm verilmemelidir.
Ancak şu gerçek de görmezden gelinmemelidir:
Bir siyasi hareketin içine yerleşen çıkar çevreleri, en büyük zararı o siyasi harekete verir.
Bu kişiler yalnızca devletin kaynaklarına zarar verme riski oluşturmaz. Aynı zamanda Sayın
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi mücadelesine, AK Parti'nin kurumsal itibarına ve milletin devlete duyduğu güvene de zarar verir.
AK PARTİ'YE EN BÜYÜK ZARARI KİM VERİYOR?
Bugün AK Parti'nin kendi içinde de bu soruyu sorması gerekiyor.
Milletin desteğiyle iktidara gelen bir siyasi hareketin, kendi bünyesinde oluşabilecek çıkar ilişkilerine karşı en hassas olması gerekir.
Çünkü seçmen, oy verdiği siyasi hareketin kendi içindeki bazı kişilerin ekonomik ve bürokratik menfaat alanlarına dönüşmesini istemez.
Vatandaşın beklentisi çok açıktır:
Devletin imkânları şahsi servet oluşturmak için kullanılmasın.
Kamu kurumları siyasi referansların ticari kazanca dönüştürüldüğü alanlar hâline gelmesin.
Bürokratik makamlar kişisel ilişkilerin koruma kalkanı olarak kullanılmasın.
Siyasi yakınlık, denetimden kaçışın gerekçesi olmasın.
Eğer birileri AK Parti'nin siyasi gücünü veya devlet içerisindeki bağlantılarını kendi menfaatleri için kullanmışsa, bunun ortaya çıkarılması öncelikle AK Parti'nin kendi kurumsal geleceği açısından önemlidir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuda göstereceği kararlılık, AK Parti'ye duyulan güvenin yeniden güçlenmesine de katkı sağlayabilir.
Çünkü millet, yanlış yapanın korunmasını değil, yanlış yapanın kim olduğuna bakılmaksızın hesap vermesini bekliyor.
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İÇİN TARİHİ BİR KAVŞAK
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bugün önünüzde önemli bir tercih bulunuyor.
Bu sürecin yalnızca adli makamların yürüttüğü bir soruşturma olarak kalmasına mı izin verilecek, yoksa devletin bütün ilgili denetim mekanizmaları harekete geçirilerek kapsamlı bir kurumsal hesaplaşma mı başlatılacak?
Burada yapılması gereken, yargının bağımsızlığına müdahale etmek değil; bütün kamu kurumlarının kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde görevlerini eksiksiz yerine getirmesini sağlamaktır.
BDDK, SPK, SEDDK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, ilgili kamu şirketleri ve denetim birimleri kendi sorumluluklarını açıklamalıdır.
Kamu kaynaklarının nasıl yönetildiği, hangi kararların kimler tarafından alındığı, hangi denetimlerin yapıldığı ve varsa hangi ihmallerin yaşandığı ortaya çıkarılmalıdır.
Bu süreçte hiçbir makamın, hiçbir siyasi bağlantının ve hiçbir aile ilişkisinin ayrıcalık sağlamasına izin verilmemelidir.
İşte Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın göstereceği bu duruş, Türkiye açısından tarihi bir kavşak niteliği taşıyabilir.
Eğer süreç adil, şeffaf ve kararlı biçimde yönetilirse bunun üç önemli sonucu olacaktır:
Birincisi, vatandaşın devlete ve adalet mekanizmasına olan güveni güçlenecektir.
İkincisi, AK Parti'nin kendi bünyesinde oluşmuş olabilecek çıkar odaklarıyla arasına mesafe koyması, partinin kurumsal itibarını ve seçmen nezdindeki güvenini artıracaktır.
Üçüncüsü, Türkiye'nin finans piyasalarına, kamu yönetimine ve ekonomik sistemine duyulan güven yeniden güçlenecektir.
Bunun kazananı bir siyasi grup değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve millet olacaktır.
HESAP SORMAK, SİYASİ GÜCÜ ZAYIFLATMAZ; DOĞRU KULLANILIRSA GÜÇLENDİRİR!
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Bazen bir siyasi liderin geleceğini belirleyen en önemli karar, kendi çevresindeki yanlışlara karşı aldığı tavırdır.
Kendi kadroları içerisindeki yanlışları görmezden gelen bir siyasi hareket zamanla yıpranır.
Ancak kendi içindeki yanlışlarla yüzleşebilen, liyakati önceleyen, kamu kaynaklarını koruyan ve adaleti herkes için eşit uygulayan bir siyasi hareket yeniden güven kazanabilir.
Bu nedenle bu süreç AK Parti açısından bir tehdit olarak değil, kendi bünyesini temizleme ve kurumsal yapısını güçlendirme fırsatı olarak görülmelidir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu noktada ortaya koyacağı kararlı tutum, siyasi hayatı boyunca savunduğu güçlü devlet ve adalet anlayışının da önemli bir göstergesi olacaktır.
Unutulmamalıdır ki devletin itibarı, güçlü isimlerin korunmasıyla değil, hukukun herkes için eşit işlemesiyle yükselir.
TOPLUMUN BEKLENTİSİ TEK: ADALET!
Bizim toplum olarak beklentimiz çok açık.
Suç işlediği mahkeme kararıyla sabit olan kim varsa cezasını çekmelidir.
Görevini ihmal eden, kamu kaynaklarının zarar görmesine sebep olan veya bu süreçte yetkisini kötüye kullanan kişiler varsa bunlar da somut deliller doğrultusunda hukuk önünde hesap vermelidir.
Bakan, bürokrat, genel müdür, daire başkanı, yönetim kurulu üyesi, siyasi görevli veya herhangi bir kamu yöneticisi olması sonucu değiştirmemelidir.
Hiç kimsenin makamı, siyasi yakınlığı, soyadı veya çevresi hukukun üzerinde olmamalıdır.
Bizim istediğimiz budur.
Ne eksik ne fazla.
Toplumun istediği tek şey adalettir.
YÜZYIL GAZETESİ OLARAK BU KONUNUN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ!
Bu mesele yalnızca bugünün gündemi değildir. Bu mesele Türkiye'nin geleceği, devlet yönetiminin güvenilirliği ve gelecek nesillere bırakacağımız kurumların itibarıyla ilgilidir.
Yüzyıl Gazetesi olarak bu konunun peşini bırakmayacağız.
Hangi makamda bulunursa bulunsun, kim olursa olsun, hangi siyasi çevreye yakın olursa olsun; somut delillerle ortaya konulan her türlü sorumluluğun hukuk önünde değerlendirilmesini isteyeceğiz.
Kamu adına gazetecilik görevimizi ve taşıdığımız sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz.
İsimlerin, makamların veya siyasi bağlantıların değil, gerçeklerin peşinden gideceğiz.
Çünkü gazeteciliğin görevi güçlüleri korumak değil, kamu adına soru sormaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a çağrımız nettir:
Bu süreci adil, şeffaf ve kararlı biçimde yönetin. Devletin kurumlarının görevlerini yapmasını sağlayın. Kim olursa olsun, kamu kaynaklarını kendi menfaati için kullandığı delillerle ortaya konulan herkesin hukuk önünde hesap vermesine imkân tanıyın.
Böyle bir duruş, yalnızca devletin itibarını değil, AK Parti'nin millet nezdindeki güvenini de güçlendirecektir.
ÇÜNKÜ DEVLETİ GÜÇLÜ KILAN, MAKAMLARIN BÜYÜKLÜĞÜ DEĞİL, ADALETİN HERKESE EŞİT UYGULANMASIDIR!
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BU TARİHİ KAVŞAKTA GÖSTERECEĞİNİZ DURUŞ, DEVLETE OLAN GÜVENİN YENİDEN İNŞASINDA BELİRLEYİCİ OLACAKTIR.
HESAP SORULURSA TÜRKİYE KAZANIR, ADALET İŞLERSE DEVLET GÜÇLENİR!
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.

