Pamuk İnşaat
Pamuk İnşaat
Yusuf Çelik
Köşe Yazarı
Yusuf Çelik
 

Kitaptaki Plan, Sokaktaki İrade

"Bir milletin gerçek gücü, en zor gecesinde ortaya çıkar." Tarih, bazen soğuk masa başlarında kibirli mürekkeplerle yazılır; bazen de bir temmuz gecesi, milletin göğsünü siper ettiği sokaklarda kanla, canla ve sarsılmaz bir imanla kazınır. Türkiye; 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yaşamış, darbelerin o soğuk yüzünü iyi bilen bir memleket. Fakat 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı saat 20:00 sularında başlayan o hareketlilik, geçmiştekilerden çok farklı, çok daha sinsi bir kâbusun ilk perdeleriydi. Bu kez karşımızda sadece emir-komuta zinciri içinde sokağa çıkmış bir grup asker yoktu; kırk yıl boyunca devletin kılcal damarlarına, yargısına, ordusuna, emniyetine bir sülük gibi sızmış, ruhunu ve vatanını Pensilvanya’daki o karanlık odağa peşkeş çekmiş bir FETÖ ihanet şebekesi vardı. Yaşlı bir amcanın çay ocağında söylediği o muazzam söz her şeyi özetliyordu aslında: "Evlat, bir ağacı devirmek bir dakikadır ama o ağacın çürümesi yıllar sürer." İşte o gece karşımıza çıkan ihanet, onlarca yıllık planlı bir çürümenin, sinsi bir kadrolaşmanın sonucuydu. Kitaptaki Plan ve Sokağın Hesaba Katılmayan İradesi Darbeci hainlerin hesabı netti, derslerine "kitaplardan" çalışmışlardı. TRT basılacak, köprüler kapatılacak, jetler meclisi vuracak, sahte bildiriler okunacak ve halk, eski darbelerde olduğu gibi korkup evine çekilecekti. Plan şeffaftı, kusursuz görünüyordu ama unuttukları, daha doğrusu o köreltilmiş zihinleriyle asla hesaba katamadıkları koca bir gerçek vardı: Bu necip milletin asil karakteri ve liderin dik duruşu. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın "Milli iradenin üstünde beşer planında bir güç söz konusu değildir" diyerek milleti meydanlara davet etmesi ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’nin hiçbir siyasi hesap gütmeden "Bu alçakça bir darbe teşebbüsüdür, kabul edilemez" çıkışı, ihanetin çarkına ilk çomağı soktu. O gece kurşunlara karşı yürüyen insanların sergilediği o kolektif ahlak, cuntacıların tüm lojistik hesaplarını darmadağın etti. Hasbi ve Hesabi Davranış Komplocular korku imparatorluğu kurmaya çalışadursun, sokağın o muazzam, pratik ve deli bozuk zekâsı devreye girdi. Bir tarafta lüks ciplerine binip bankamatik ve makarna kuyruğuna koşan o ürkek zihniyet vardı; diğer tarafta ise tıp fakültesi öğrencisi pırıl pırıl bir delikanlı... Kafasını tank paletinin altına niye soktuğunu soranlara, Anadolu irfanıyla cevap veriyordu: "Kafamı soktum ki arkamdan gelenler infiale uğrasın, sokağa çıksın." İşte devletleri ayakta tutan hakiki altın, o gencin kalbiydi. Ya o Adanalı yiğide ne demeli? Üzerine ölüm kusan Skorski helikopterine karşı elinde sigarasıyla dikilip, "Senin menzilin bitmeyecek mi, aşağı inmeyecek misin?" diye meydan okuyan o çılgın zekâ, bu topraklardan başka nerede yetişir? Yenibosna'da evinin balkonundan jetlere feryat figan terlik fırlatan anaların imanı, milyar dolarlık yüksek teknoloji silahları hükümsüz kıldı. Meclis Kürsüsünden Yükselen Çelik Ses ve Hafızanın Gücü O gece meclis bombalanırken, milletin vekilleri kürsüden "Bomba da atsanız buradayız, bizim yapacağımız şey burada ölmektir" diye haykırırken tam olarak bu beka bilinciyle hareket ediyorlardı. Kahraman Ömer Halisdemir’in, darbeci generali alnının ortasından vurup şehadete yürüyüşü, adeta Çanakkale ruhunun 21. yüzyıl koordinatlarında yeniden dirilişiydi. Bediüzzaman’ın o meşhur tespiti sokaklarda ete kemiğe bürünmüştü: "Asıl kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir."  Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’iyle omuz omuza verilen bu mücadele, haksız güce karşı haklı inancın zaferiydi. Velhasıl 15 Temmuz’u sadece bir gecelik bir olay gibi okumak, o sinsi arka planı görmemek büyük bir hata olur. Hainlerin yıllarca ilmek ilmek ördüğü o kirli ağ, milletin feraseti ve sokağın imanıyla yırtılıp atılmıştır. Siyasi iktidarlar demokrasinin gereği olarak ancak sandıkla gelir, sandıkla gider. Bunun dışındaki her yol illegaldir ve bu millet o gece illegaliteye geçit vermeyeceğini canı pahasına kanıtlamıştır. Bugün bize düşen en büyük görev, bu ortak hafızayı korumak, devlet kurumlarında liyakati ve adaleti egemen kılmak ve hukukun şeffaflığından asla ödün vermemektir. Çünkü tarih, unutulan dersleri daha ağır bedellerle yeniden önümüze koymayı sever. Rabbim bu millete bir daha böyle kara geceler yaşatmasın. Selam ve Dua ile...
Ekleme Tarihi: 13 Temmuz 2026 -Pazartesi
Yusuf Çelik

Kitaptaki Plan, Sokaktaki İrade

"Bir milletin gerçek gücü, en zor gecesinde ortaya çıkar."

Tarih, bazen soğuk masa başlarında kibirli mürekkeplerle yazılır; bazen de bir temmuz gecesi, milletin göğsünü siper ettiği sokaklarda kanla, canla ve sarsılmaz bir imanla kazınır.

Türkiye; 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yaşamış, darbelerin o soğuk yüzünü iyi bilen bir memleket. Fakat 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı saat 20:00 sularında başlayan o hareketlilik, geçmiştekilerden çok farklı, çok daha sinsi bir kâbusun ilk perdeleriydi.

Bu kez karşımızda sadece emir-komuta zinciri içinde sokağa çıkmış bir grup asker yoktu; kırk yıl boyunca devletin kılcal damarlarına, yargısına, ordusuna, emniyetine bir sülük gibi sızmış, ruhunu ve vatanını Pensilvanya’daki o karanlık odağa peşkeş çekmiş bir FETÖ ihanet şebekesi vardı.

Yaşlı bir amcanın çay ocağında söylediği o muazzam söz her şeyi özetliyordu aslında: "Evlat, bir ağacı devirmek bir dakikadır ama o ağacın çürümesi yıllar sürer." İşte o gece karşımıza çıkan ihanet, onlarca yıllık planlı bir çürümenin, sinsi bir kadrolaşmanın sonucuydu.

Kitaptaki Plan ve Sokağın Hesaba Katılmayan İradesi

Darbeci hainlerin hesabı netti, derslerine "kitaplardan" çalışmışlardı. TRT basılacak, köprüler kapatılacak, jetler meclisi vuracak, sahte bildiriler okunacak ve halk, eski darbelerde olduğu gibi korkup evine çekilecekti. Plan şeffaftı, kusursuz görünüyordu ama unuttukları, daha doğrusu o köreltilmiş zihinleriyle asla hesaba katamadıkları koca bir gerçek vardı: Bu necip milletin asil karakteri ve liderin dik duruşu.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın "Milli iradenin üstünde beşer planında bir güç söz konusu değildir" diyerek milleti meydanlara davet etmesi ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’nin hiçbir siyasi hesap gütmeden "Bu alçakça bir darbe teşebbüsüdür, kabul edilemez" çıkışı, ihanetin çarkına ilk çomağı soktu. O gece kurşunlara karşı yürüyen insanların sergilediği o kolektif ahlak, cuntacıların tüm lojistik hesaplarını darmadağın etti.

Hasbi ve Hesabi Davranış

Komplocular korku imparatorluğu kurmaya çalışadursun, sokağın o muazzam, pratik ve deli bozuk zekâsı devreye girdi. Bir tarafta lüks ciplerine binip bankamatik ve makarna kuyruğuna koşan o ürkek zihniyet vardı; diğer tarafta ise tıp fakültesi öğrencisi pırıl pırıl bir delikanlı... Kafasını tank paletinin altına niye soktuğunu soranlara, Anadolu irfanıyla cevap veriyordu: "Kafamı soktum ki arkamdan gelenler infiale uğrasın, sokağa çıksın." İşte devletleri ayakta tutan hakiki altın, o gencin kalbiydi.

Ya o Adanalı yiğide ne demeli? Üzerine ölüm kusan Skorski helikopterine karşı elinde sigarasıyla dikilip, "Senin menzilin bitmeyecek mi, aşağı inmeyecek misin?" diye meydan okuyan o çılgın zekâ, bu topraklardan başka nerede yetişir? Yenibosna'da evinin balkonundan jetlere feryat figan terlik fırlatan anaların imanı, milyar dolarlık yüksek teknoloji silahları hükümsüz kıldı.

Meclis Kürsüsünden Yükselen Çelik Ses ve Hafızanın Gücü

O gece meclis bombalanırken, milletin vekilleri kürsüden "Bomba da atsanız buradayız, bizim yapacağımız şey burada ölmektir" diye haykırırken tam olarak bu beka bilinciyle hareket ediyorlardı.

Kahraman Ömer Halisdemir’in, darbeci generali alnının ortasından vurup şehadete yürüyüşü, adeta Çanakkale ruhunun 21. yüzyıl koordinatlarında yeniden dirilişiydi. Bediüzzaman’ın o meşhur tespiti sokaklarda ete kemiğe bürünmüştü: "Asıl kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir."  Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’iyle omuz omuza verilen bu mücadele, haksız güce karşı haklı inancın zaferiydi.

Velhasıl 15 Temmuz’u sadece bir gecelik bir olay gibi okumak, o sinsi arka planı görmemek büyük bir hata olur. Hainlerin yıllarca ilmek ilmek ördüğü o kirli ağ, milletin feraseti ve sokağın imanıyla yırtılıp atılmıştır. Siyasi iktidarlar demokrasinin gereği olarak ancak sandıkla gelir, sandıkla gider. Bunun dışındaki her yol illegaldir ve bu millet o gece illegaliteye geçit vermeyeceğini canı pahasına kanıtlamıştır.

Bugün bize düşen en büyük görev, bu ortak hafızayı korumak, devlet kurumlarında liyakati ve adaleti egemen kılmak ve hukukun şeffaflığından asla ödün vermemektir. Çünkü tarih, unutulan dersleri daha ağır bedellerle yeniden önümüze koymayı sever. Rabbim bu millete bir daha böyle kara geceler yaşatmasın.

Selam ve Dua ile...

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.